Şub 29 2008
Biz
çağlar açar çağlar kapar
havaya suya dolar
gözyaşıyla doğmuş bizdeki kimlik
horasanda aşkı içtik
yedi tepeye gemiler diktik…
Şub 29 2008
çağlar açar çağlar kapar
havaya suya dolar
gözyaşıyla doğmuş bizdeki kimlik
horasanda aşkı içtik
yedi tepeye gemiler diktik…
Şub 08 2008
parmaklıklar büyütür adamları
adamlar küçültür parmaklıkları
düşünen adamlar mahpusta
düşünecek adamlar okulda
ülke parmaklıklar arasında büyür…
Şub 08 2008
bir gün aç kaldım
Şub 08 2008
evet tam bunu düşünürken yeni doğan güneşin içimde oksijene dönüşeceğini düşünürken mazhar fuat özkan girdi sabahın köründe hayatıma ismet özel’in milli park şiirini bestelemişler çok güzel olmuş. dinlemenizi tavsiye ederim.mazhar fuat özkan’ın agu albümü yeni çıktı zaten heryerde bulunur.
Şub 08 2008
Babamın aldığı ilk oyuncak olan tabancanın büyük yeri vardı hayatımda. daha küçüktüm bilmiyordum bir tabancanın kaç çocuk öldürebileceğini. ölümün ne olduğunu da bilmeyecektim neredeyse Kars’ta öldürülen bir adama ninemin Konya ‘da bir hafta yas tuttuğunu görmesem. Tabancam vardı işte sadece benim gibi tabancası olanlardan korkuyordum. Bu yüzden polislerden hem korkar hem de onlara düşmanlık beslerdim. Ama babam anlatırdı hep İzmir’ deki karşı komşumuz bir polismiş çok iyi insanmış beni severmiş hatta bana çikolata alırmış. Babam çikolata kelimesini ağzına alınca hemen iştahım kabarırdı polisleri sevesim gelirdi. Sevdim de çok geçmeden çünkü öğrenmiştim artık bizi polislerin koruduğunu. Ama yine de unutmadım onların hala bir silahı olduğunu.
Şub 08 2008
Yanık unuttular beni. Koyuverdiler güneş yüzlü sokaklarda .gelip geçenler dalga geçti benimle. Arabalar ilk kez bu kadar renkli geldi bana sanki onları saran ben değildim artık farları da yanmıyordu uzaktan akrabalarımı özledim ama yanmıyorlardı. Asfalt sıcaktan erimiş, bedenime sarılıyordu beni boğazlıyordu kimse imdadıma koşmadı koşar adım bile gelmedi ve gelmedi kimse… Hava kararıyordu dağlardan üzerime doğru, sırtımdan sıcak ellerini çekiyordu güneş.Bana artık ihanet etmeyecekti güneş sevmeyecekti sevdiğim arabaları, yalnızlık timsali kaldırımları.Ölüyordu güneş gülüyordu ay, onun vaktiydi vedalaştı helalleşti güneşle. Bense, buraya ilk diktikleri günkü kadar mutluydum huzurluydum . Parlıyordum yıldızlarla yarışacak kadar güçlü, dağdaki kurtları kaçıracak kadar keskin. Neon’dum evet adım bu olmalıydı. Gündüz yanan neon. Doğasına karşı koyan neon. Kendi sesiyle Paris sokaklarında çalan kanonlara haykıran neon. Tüm sevdiği arabalardan daha hızlı neon…
Şub 08 2008
Bindiğim duraklar şahitsiniz gırtlağıma çökmedi mi kelimeler? Gem vurmadı mı sözlerime beni çiğneyen gölgeler? Nasipsizmiş Kızılay durağında inenler. Hakkı haykıran sözlerimi işitmediler…
Memurlar, öğrenciler ve bütün kendini gurbete sevdalı bilenlerle sepya hüzünlerimi paylaştık sabahın ilk fren düdüğünü duyarken beyaz çizgiyi geçtiğimiz noktalarda…
Hep Leyla idi sevilenler hep Mecnun oldu öleceğini bilenler ah ! 1 saniye içinde inip binenler
Hep aynıydı müzik çalarlarda dinlenenler. İntiharı aşkın gereği gibi düşünenler ve gururu sevdayla tüketenler meftun olamadan gidenlerdi…
Ve bir gün yer devindi, toprak rüzgarla bir olup kükredi, beni de içine çekiverdi…
Şub 08 2008
Davudi sesler geliyor ta uzaklardan
Şub 08 2008
Bir rüyam var Türkiye’nin ilk think tank kuruluşu tasarlayan mimarı olmak istiyorum aslında mimarlık öğrencisi olarak tasarladım fakat mimar olarak tasarlayıp uygulama haline getirme idealim var inşallah.