Mar 26 2008

Sanat

Published by admin at 00:20 under öykümsüler

“İçi titreyerek korku duyanlara” indirileni okumak, heykeltıraşın hayatında yeni bir sayfa açtı. İlkokul, ortaokul, lise, üniversite; İstanbul, Paris, Londra;  bunca yer bunca zaman bunca insan neden daha önce bunlardan bihaberdi. Sanki her şeye perde çekilmiş sanki her şey maskelenmişti. Ellerini değdiği seramik çamuruna baktı ve “lanet olsun” dedi. İçten bir lanet olsundu bu. Kendi yaptığı heykelciklere hayranlık duyuyordu ve insanlar da hayrandı. Ama onlara hayranlık duymak ne kadar mantıksızdı. Bir şeylerin kopyasıydı. İlham denen şey “göktekilerin yerdekileri hatırlatmasından başka bir şey değildi. Eser ise yerdekilerin küçük bir kopyasıydı. Üzerinde günlerce çalıştığı heykelin burnunun üzerine var gücüyle bir yumruk salladı. Heykelin suratı yamulmuştu. Atölyesinden çıkarken niyeti atölyeyi içindeki her şeyle birlikte satıp arkadaşlarından çevresinden uzaklaşarak kendini O’nu okumaya vermekti. Arabaya bindiğinde sol kolunda beliren ağrının kalp krizi belirtisi olduğunu anlamıştı. Ancak bu üçüncü krizdi ve ona biçilen yaşam son bulmuştu. Eserleri ölümünden sonra çok ünlendi. Özellikle burnunu kırdığı heykel şaheseri olarak görülüyordu.

Trackback URI | Comments RSS

Yorum Yaz