Uzaklardan sesler yaklaşıyor. İki toz bulutu adeta ufku bölüyor, ufku şekillendiriyor. Cirit oynayan iki Türk çocuğu, atalarının ta Orta Asya’dan Avrupa’ya kadar at üstünde getirdiği belki de yarı küreselleştirdiği faaliyeti icra ediyor. Çöğen ve ciridi Hun imparatorluğundan beri oynuyor Türk milleti. Oynarken sadece oyalanmıyor. Savaşmayı, adeta hayatta kalmayı öğreniyor ve öğretiyor bir sonraki nesle. Nesil demişken bize geçmişimiz hakkındaki bilgilerin tamamına yakınını bulabildiğimiz tek kaynak Divan-ı Lügati’t-Türk’te Türklere hoşça vakit geçirten bir çok sözcük yer alıyor. Tüm bu sözcükler bizim eğlence kültürümüzün yapı taşları gibi. Alanlarına göre birkaçını sıralayabiliriz.Oyunlardan: Boynuz, Salıncak, Aşık, Köçürme, Ondört, Tepük, Ceviz, Çelik-Çomak, Kuzurcuk, İtiş, KaraguniKutlamalardan: Oğul Toyu, Kız Toyu, Beşik Toyu, Ad Verme, Galpak Toyu, Diş Çıkarma, Sünnet, Okula Başlama, Askere Gitme ve Dönme, Gelin Toyu; Yarış ve Sportif Faaliyetlerden: At Yarışları, Güreş, Çevgan, Yuvmak, İlişdi, Ok Atma ve yay kurma müsabakaları
Düğünler ve Bayramlardan: Yağmalı Toy, Küden, Bıçış, Halay, Mendiri, Er Yıpladı, Yalnğu, Ziyafetler: Süçik, Ketsem, Şenbuy, Suğdıç, Süçrük
Belki hepsini bilmiyoruzdur bu kelimelerin ama bunların büyük bir kısmı hala Anadolu’nun çeşitli yerlerinde talep bulmaktadır. Adları her yerde aynı olmasa bile temeli bunlardır. Bu eğlenceler üretildiği dönemlerde asla devlet eliyle yönlendirilen eğlenceler değildi. Halk özümüzdür, âdetimizdir diyerek bağlı kalmış ve sahip çıkmıştır. Osmanlı’ya gelindiğinde son haddine ulaşan coğrafyamızda, bu tip faaliyetlerin paylaşımını artırmak ve yaymak için eğlence hayatını yönlendiren resmi ve sivil kuruluşlar da kurulmuştu. Eğlencehane-i Osmanî Kumpanyası, Handehane-i Osmanlı Kumpanyası, Meserrethane-i Osmani Kumpanyası, Temaşahane-i Osmanlı Kumpanyası vb. organizasyonlarda profesyonel oyun ve eğlenceler düzenlenmekteydi.
Lakin Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerindeki kargaşa ortamı,dış güçlerin her şeyi endüstri haline getirme çabası, asırlara boyun eğmeyen kültürlerin böl-parçala-yut ana fikriyle sömürülmesi, savaşmaktan eğlenmeye vakit kalmaması gibi nedenlerle bu kültürün topal kalmasına sebep olmuştur.
Türkiye’mizin kuruluş yıllarından 1960’lı yıllara kadar gelinen süreçte yeni düzenlemelerin ve değişimin fırsat verdiği ölçüde geleneğine bağlı kalan milletimiz dünya iletişim teknolojisinin kazandığı ivmenin sonuçlarına bundan sonra daha çok katlanmak zorunda kalacaktı. Gazete, radyo derken televizyonun yavaş yavaş yaygınlaşmaya başlaması komşunun akrabanın cazibesini içten içe çökertmeye başlayacak ve ekranlı kutular başköşeye kurulacaktı.
1980’lerde ülkemizde gerçekleştirilen darbe, her ne kadar ülkeyi en az on yıl geriye götürse de dünyadaki gelişmelerin daha hızlı bir şekilde içeriye yansımasına engel olamayacaktı. Özel televizyon kanallarının kurulmaya başlanmasıyla dördüncü kuvvetin eli güçlenmeye başlıyordu. Eylemler, müzikler, filmler sol dünya görüşünün güçlü enstrümanlarıyken dünyaya sağdan bakanlar da kendilerine özgün eylemler, müzikler, filmler üretmeye bu dönemde başlıyordu. Bunlar oluşan yeni kültürün temelleriydi. Milletimiz eski heyecanını arayacak ve bu heyecanı muasır dünyanın sunduklarıyla harmanlanmaya başlayacaktı.
Televizyon en büyük zaferini 1990’lı yıllarda kazandı. Televizyon çocukları, yayınlanan programlar ve uluslararası kanal skalasıyla doymuştu. Bu çocuklar, evrensel kültürü kendi kültürleri halinde belleklerine tercüme etmeye başlamışlardı.1990’lı yılların sonlarına doğru bilgisayarların ve internetin oluşturduğu sanal ortam, televizyonun pabucunu dama atacaktır. Bu gücü de şüphesiz daha fazla seçme hakkı vererek elde edecektir.
1990’ların sonunda başlayan siyasi ve ekonomik krizler ile başörtüsü ve İmam Hatip liseleri gibi yasakların yeniden piyasaya sürülmesi, toplumumuzun büyük bir kısmının artık eğlenecek çok fazla bir yanının kalmadığını göstermekteydi. Artık mitinglerde boykotlarda gözyaşı daha yoğundu. Hep bir umut ile yasaklar lanetlendi ve her şeyin yeniden düzenleneceği inancı hep durdu içerlerde.
Gözyaşı, slogan, yürüyüşler. Diyeceksiniz ki eğlenmek ile ne alakası var bunların?Eğlenmekle değil eğlenememekle alakası var. İnsan özgür olduğunu hissettiği zamanlarda eğlenebilir.O günlerde özgür değildik belki bu günlerde de tam özgür değiliz benzer konularda.
Ama 1990’ların sonunda gittikçe azalan umutlar milenyumdan buyana günümüze kadar giderek artan bir umutla yer değiştirmeye başladı. Ve şüphesiz ikinci bir etken de yasakların geldiği yılları hatırlamayan nesil, öss kapılarına dayandı. Şüphesiz içlerimizden mutant kimlikler çıkacaktı. Çünkü yasağın ne olduğunu neyi savunduğunu bilmediği için bu yasağa katlanmak zorunda olanlar oldu. Üniversiteyi kazanmış olduğu halde üniversiteye gidemeyen insanlar bahar şenliklerini göremezken onlardan şenlikler düzenlemesini beklemek yanlış olurdu. Mutant kimlikler demiştik içi boş kalmasın. Konserlerde alnına sevdiği şarkıcının adının yazdığı bantı sararak göbek atan başörtülüyü mü bu kategoriye almalı, üniversite sınavını kazandığı için Reina’yı Laila’yı arkadaşlarıyla kendilerine kapatıp oralarda alkol kullanmadığını söyleyerek ertesi gün umreye gidenleri mi bu kategoriye almalı?Hangisini alırsak alalım, buna biraz empatiyle yaklaşarak onları da içimize alacak bir çember oluşturmalı ve gülerken de ağlarken de tek saf olabileceğimizi gösterebilmeliyiz.Unutmamak gerekir ki başına bant bağlayanlar daha önce miting meydanlarındaydı orada öğrenmişti başına savunduğu şeyin adını yazmayı. Bunu gittiği konserde de yapabileceğini düşünmesi çok zor bir hamle değil.Diğeri alkolün haram olduğunu öğrenmiş durumda bir kardeşimiz; ama alkolün adeta çay gibi midelere indirildiği bir ortamda bulunmanın zararı olmadığını düşündüğü için orada kalması tesadüf değil. Milenyumun sonrasındayız ekonomik gelişmeler olumlu yönde, hak ve özgürlükler yavaş yavaş artırılmaya başlanmış. Osmanlı’daki gibi kendi eğlence kültürümüzü düzenleyecek kurumlarımız tam anlamıyla yok belki. Fakat yaygınlaşan kültür merkezlerinde tiyatrolar, konserler, çeşitli faaliyetler düzenlenmeye başlanmış durumda. Her evde televizyonun yakınlarında birer bilgisayar bulunmakta. Televizyon kanalları arasında dini hassasiyetler taşıyarak yayın yapan kanallar da kurulmuş. İnternette aynı hissiyatı paylaşan binlerce site, portal, grup bulunmakta.Yani düşmanın silahıyla silahlanmak kabilinden çalışmalar var. Evet, uzaklardan sesler geliyor, bu kez ufku bölen toz bulutları yok. Ufku bölecek havai fişekler de olabilirdi ama çok havai olmaya da gerek yok. Sesler gittikçe yaklaşmıyor, biz seslere yaklaşıyoruz.2008 deyiz eğlence bizim bizzat gayemiz değil, o bizim başka bir yerdeki kardeşimizle kardeşliğimizi pekiştirmek için bir araç. Biz de kardeşlerimiz de dünyanın zevk ve eğlenceden ibaret olduğunun farkında. Bir işten başka bir işe koşuyoruz mutluluğumuz da üzüntümüz de bir. Sami Yaylalı(ilk kez Genç Dergide yayınlanmıştır)