Nis 01 2008

Yıkılsın Kıraathaneler Açılsın Kitapkafeler

Published by admin at 19:07 under Fakir ve Ruznamesi, Matbu yazılar, genç

   

p1190004.JPG                          

                                     Orman değiliz artık milliparkız (İsmet Özel, M. F. Ö.)

Kıraathanelere bomba koyduk, yakında hepsi uçacak. Kıraathanelerin yerini kitapkafeler alacak. Güzel Türkçe’mizi koruyup kitapkafe diyeceğime “kıraatevi” ya da “kıraathane” demek isterdim ancak mekânı korumadıkça kelamı saklasak ne çare.  

Bugün Ankara’nın, İstanbul’un, Konya’nın bütün kıraathanelerini dolaştım ve bir tek kitap bulamadım.(Türk sanat musikisi gibi oldu;) Hepsinde en az birer tane suratında nike işareti gibi çizik olan adamdan vardı. Ellerindeki tespihlerin tanelerini çok hızlı çeviriyorlardı kıraathaneleri dolduran adamlar. Kalplerini açıp bakmadım ama dudak kıpırdatmayışlarından boşa çektikleri kanısına vardım. Bir yandan sigara tüttürüyorlardı ve bir yandan da içtikleri çayı beleşe getirmek için kâğıt oynuyorlardı. Onlara göre bu kumar değildi. Daha fazla zaman kaybetmeye tahammülüm olmadığından, gördüğüm ilk yüzünde nike işareti olan adama “Burada kitap bulunur mu?” diye sordum. Kimisi dükkânın (uğru kaçmasın diye!) duvarına astığı Kuran’ı Kerim’i işaret ediyordu kimisi de ellerini iki yana açıp maalesef burada kitap bulamazsın diyordu. Peki, o zaman burası neden kıraathane diye soramıyordum, dilim varmıyordu. Evet, buralarda kitap kalmamıştı. Kitabın bol olduğunu bildiğim kütüphanelere gitmeliydim. 

Kütüphanelerin altını üstüne getirdim. Kütüphanelerdeki insan sayısı kitap sayısıyla oranlanamayacak kadar azdı. Kütüphanelerde nike işaretli adamlar yoktu ama saçı başı ağarmış, Sürahi Nine’nin taktığı gözlükler gibi gözlüklerden takmasına rağmen hala okumaya aç teyzeler ve amcalar vardı. Gözleri gördükçe okuyacaklardı. Yaşıtlarımı aradı gözlerim pek azını seçebildim. Gittim birinin yanına: “Waldo sen neden buradasın?” dedim. Baktı yüzüme ve güldü. “Okumak için değil araştırmak için geldim buraya, birazdan diğer Waldo’larla kitap okuyacağımız yere gideceğiz.”der demez elimden tuttu ve çıktık kütüphanelerden. Bir kitapevine gideriz diye düşünmüştüm. 

Kitapevlerinin de son zamanlardaki halini az çok biliyordum. Sadece yazıp çizenler gelip gidiyordu. Birbirlerine kitaplarını imzalatıp peş peşe sigara, beş peşe çay içiyorlardı. Ellerinden geldiğince siyaset konuşuyorlar kimi zaman ise muhabbet, hafta sonu oynanacak maçların skor tahminlerine kadar geliveriyordu. Buralarda da tek tük gençler vardı. Lafım yok onlara onlar bir şeyler kapabilirmiyizin savaşını veriyorlar. Umarım bunda da başarılı olurlar. Fakat biz Waldo’yla birlikte kitapevine gitmedik. Biz kitapkafeye gelmişiz meğersem.  

Üzerinde kafe lafı yazınca insan içerde göreceği insanlara karşı bir ön yargı besleyip “ahanda şimdi kokakola ve hamburger çocuklarını göreceğim” diyesi geliyor. Fakat içeriye adımını attığımız anda ortamın hiç de öyle olmadığını fark ediveriyoruz. Biz Waldo’yla o gün iki tane kitapkafeye gidebildik, geriye kalanları akşama kadar kendim dolaştım. Waldo’yla gittiklerimizi anlatırsam daha iyi olacak. Ankara’da kitapkafe denilince ilk akla gelen yer Mekan. Sahipleri kıraatevi dese de biz bunu bir tevazu olarak görüyoruz. Kendisine kıraatevi diyen yerler ile burayı karşılaştırmak ne mümkün. Mekân bize kapılarını “Cennet mekanınız olsun” diyerek açıyor. Biz de buraya besmeleyle giren ilk insan olmadığımızı fark etmenin huzuru ve güveniyle içeri giriyoruz. Gözümüze çarpan ilk şey: Dergilik. Dergilere bakınca Genç’i de orada görmek gurur verici(ama çoğu zaman Genç’i göremezsiniz, beğenenler evlerine götürüyor galiba;) Sonra dergiliğin karşısında kitaplık var. Kemal Tahir’den Sezai Karakoç’a Necip Fazıl’dan Orhan Pamuk’a kadar her türlü yazarın kitabına ulaşabilirsiniz. Kitaplığın önündeki masalardan birine oturup sahlebinizi içerek kitabınızı okuyabilirsiniz. Denedim yazılar hep tarçın tadındaydı. Mekân’da sadece kitaplık yok tabiî ki. Hava karardığında dev bir kurbağa silüetinin belirdiği camın önündeki saz ve gitarı diğer insanlara rahatsızlık vermeyecek şekilde çalabiliyorsunuzJ Mekân’da Çarşamba akşamları söyleşiler düzenleniyor. Hakan Albayrak, Sadık Yalsızuçanlar,Ayhan Bilgen, Şaban Abak ve daha birçok yazar, düşünür, şair “semaya bakarak” aşındırdı Mekan’a çıkan o zorlu merdivenleri . Cemaat.com Ankara’daki toplaşmalarını genelde Mekân’da düzenliyor. Hakan Arslanbenzer Cuma akşamları şiir toplantıları yapıyormuş. Mekân sıcak günlerde şüphesiz daha bir güzel. Terasta Ankara manzaralı çay ve kitap keyfi kolay bulabileceğiniz bir şey değil doğrusu. Mekân’da bir şey yemek isterseniz o da var. Gül böreği benim favorimdir. Satranç gibi vaktinizi çalsa da aklınıza katkıda bulunacak oyunlar da mevcut Mekan’da. Ve böyle güzelliklerine özelliklerine hayran kala kala çıkıyoruz Mekân’dan. Gelelim Nun kitapkafeye.

Nun kitapkafe Konya’da çok merkezi bir yerde. Girişinde dikkatinizi çekmemesi imkânsız olan bir şey var. Malik El Şahbaz(Malcolm x) resmi ve sözleri. Nun, Mekan’a göre kitap konusunda daha zengin. Kitaplıklarında birçok yazarın külliyatı var. Gelenlerin sayısı da çok fazla. Sezai Karakoç okuyan, İsmet Özel’in düşüncelerini tartışan gençlerle dolup taşıyor Nun kitapkafe. Nun’da da söyleşilerin düzenlendiğini duydum ancak henüz hiçbirine katılabilmiş değilim. Konya’da önemli yazarlar var; İbrahim Demirci, Mehmet ve Abdullah Harmancı, Mustafa Özçelik… Onların da böyle yerlere uğradığını arada duyuyorum. 

Mekân ve Nun gibi kitap kafeler yeni yeni diğer şehirlerde de açılmaya başladı. İstanbul’da Cağaloğlu ve Taksim gibi yerlerde zaten uzun sureden beri kitapkafeler var. Şüphesiz bu kitapkafeler ihtiyaca binaen açılıyor. Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olduğunu çokça duymuşluğumuz vardır ancak kahvehanelerin hatırı gerçekten doldu. Sağa sola ağzı köpürerek küfreden adamlardan, daha fazla boş muhabbet ve elleri biraz daha iskambil kâğıdına değsin isteyen adamlara kadar hepsinden kına geldi. Yolda görsek bakmayız hiçbirine. Ve öyle insanların çocuklarını gördükçe içimiz cız eder. Herkes gençlere yüklenmeyi kendine görev edinse de bir toplum bilmelidir ki gençlerin de eğer bir problem varsa sorumlusu toplumun kendisidir. ”Küresel dünya, küresel life” deyip işin içinden çıkmak kolay. Kitapkafe gerçeğinin arka planında şu var: İnsanlar aynı anda birkaç şeyi yapmak istiyor. Alışveriş merkezleri sinemalarla, kitapçılar kafelerle, büfeler gazete bayiliği ile ayakta durabiliyor. Müzelerde çocuk oyun alanları bile konuyor. Genç’i okuyanlar Cafcaf’ı da ısrarla istiyor;) 

One Yorum to “Yıkılsın Kıraathaneler Açılsın Kitapkafeler”

  1. dilsizmütercimon 04 Nis 2008 at 01:00

    İnşeallah bir gün ben de böyle bir mekan açacağım. İsminden, duvarlarına asacağım düşünürlerin fotoğraf ve sözlerine, duvar kağıdına, kütüphanesine koyacağım külliyatlara, dergilere kadar hepsini planladım, çalacağım fonları, masalara ayrı ayrı yerleştireceğim şiirleri biriktiriyorum sabırla. Aynı mekana bağlı bir atolyede de sabıkalı kardeşlerimle işler yapmak istiyorum. Biliyorum hepsi hayal veya hedeften ibaret şimdilk ama olsun… Rabbim biz açana kadar sayılarını verimliliklerini diğer kardeşlerimiz vesilesiyle de bereketlendirsin elbet buna duacıyız, sizden de dua bekleriz… Göğe Bakma Durağımız için… Genç dergisine dair atıflar da oldukça sevindirdi bizi… Bu yazı ve diğerleri hepsi çok istifademize oldu… Şimdilik selam ve dua ile Sami kardeşim…

Trackback URI | Comments RSS

Yorum Yaz

*
Yan tarafta gormus oldugunuz yaziyi kutuya girip, oyle yorum yazin. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word