Archive for Mayıs, 2008

May 28 2008

İğde, Sardunya ve Leylak

Published by admin under Fakir ve Ruznamesi, müzik

Bugün Murat bana bir iğde dalı kopardı ne de güzel kokuyordu.Her yer iğde kokuyor. Harika. Winamp listemdeki favori şarkılar Ezginin Günlüğü’nden Sardunya ve Fuat Saka’dan yine bir Ezginin Günlüğü şarkısı olan “leylak”yarın buraya eklerim dinlersiniz sizler de.

Hist - Ezginin Günlügü

Sardunya - Ezginin Gunlugu

No responses yet

May 27 2008

Forbidden Kingdom(Yasak Krallık)

Published by admin under sinema

Uzun zamandır kung fu filmi izlemiyordum. Bu film de bir kungfu filmi sayılmaz zaten. Hatta ben buna x-men china bile diyebilirim ya da fantastik kung fu. Filmin Türkçe çevirisi berbat. Mistik yanları olan filmi kötü çeviriyle hepten anlaşılmaz hale getirmişler. Fakat filmin en önemli özelliği Jet li ve Jackie Chan’in birlikte oynaması. Ama benim filmde hoşuma giden karakter Michael Angarano şüphesiz. Daha önce de bir filmini izlemiştim. Tam genç karakteri var çocukta. Çekingen, utangaç, geç açılan, heyecanlı, korkuyla ümit arası bir varlık işte.Ha filmde sık sık Çin mandolini çalan bir hanımefendi var ki filme müziğiyle çok şey kattığı söylenebilir.Filmdeki bazı isimleri henüz çözemedim çözmek içinde bir daha izleyecek değilim. Mesela filmde sık sık Khalid ismi geçiyor ama Khalid ‘in kim olduğunu kavrayamadım doğrusu.Jet li ile Jackie Chan bence daha kaliteli bir senaryo altında birleştirilebilirdi.

2 responses so far

May 17 2008

Derviş Hüneri(Nuri Pakdil)

Published by admin under kitap

 

Nuri Pakdil Maraş Edebiyat damarını yeniden güçlendiren büyük usta. Ne de güzel yazıyor küçücük kitabında.

Salon:Kitaplığın söküldüğü oda

Kutular. Paketler.

İki el. Altı el. Dört el. Sekiz el.

Zaman:bakamıyorum

Göç:Patlaması mütemadiyen geciken bir bomba mı?

Bu da bir tanıklık…

One response so far

May 13 2008

Yakup Hazan, Murat Uluğ, Üniversiteliler Aydınlanıyor

Published by admin under Fakir ve Ruznamesi, Mimarlık

 

Yakup Hazan havaalanı tasarımı ve restorasyon çalışmaları ile dikkat çeken bir mimar.Bir çok ulusal yarışmada ödül almış. Çeşitli yabancı yarışmalara da katılmış.  Konya için tasarladığı Semazen Tower uygulamaya geçmese de bence gökdelen konusunda Türkiye adına güzel yeni fikirlerden.

Murat Uluğ, Ulusal ve Uluslarası mimarlık yarışmalarında ya jüri ya da yarışmacı olarak gördüğümüz bir mimar. Mimari adına açtığı fikri tartışmalarla dikkatimi çekti. Kendisine bu yıl ki  kültür merkezi tasarımımı gösterdim. Verdiği kritik zihin açıcıydı.

Yeni bir meslek aydınlatma tasarımcılığı. İşi kotarmak için süpermen falan olmak lazım. Hem Elektrik Mühendisliğinden hem de Mimarlıktan anlayacaksınız. Zor bir iş:)

No responses yet

May 12 2008

Rasim Özdenören’e Genç ziyareti

Published by admin under genç

p5090007.JPG

Geçtiğimiz cuma gecesi saat 23:30da Rasim Baba’nın evine gittik. Ekip’de kimler vardı derseniz: M.Lütfi Arslan(Genç Dergisi Editörü), Asım Gültekin(Cafcaf Dergisi editörü) Mustafa Kaman(Ölçü Dergisi Yazarlarından), Mustafa Özcan( Ölçü Dergisinin danışmanlarından) ve fakir.

Rasim Abi ile Türk Dil Kurumundan Türkçe’yi en güzel kullanan yazar ödülü  ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Çankaya Köşkünde edebiyatçılara verdiği yemek üzerine konuştuk.

Ayrılırken de Genç dergimizden ve Ölçü dergimizden hediye ettik.

2 responses so far

May 11 2008

Ben Sen Oğ

Published by admin under kitap

 

Hüseyin Rahmi Göktaş, dilimizi silkeleyen bir yazar. Kelimelerin köklerine iniyor. Türkçe adına gerçek bir devrim yapıyor. Ben Sen Oğ kitabı mutlaka okunmalıdır diye düşünüyorum.Rasim Özdenören’in kitap ve yazar hakkındaki düşüncelerini okuduğunuzda zaten dikkat kesileceksiniz.İyi okumalar.

No responses yet

May 10 2008

Ne Çalalım Ağbi?

Published by admin under genç, müzik, sanat

 

Öyle şarklı gibi yerde oturup türkü çalıp söylemek yasak!!!
(Sinan Çetin’in “Mutlu Ol” kısa filminden)

Metro alt geçidinde yürürken tren seslerini bastıran bir ses, kulağımdan tutup beni kendine çekiyor. Uzaktan olduğu kadar yanında da hoşuma gidiyor kavalın sesi. Kavalı çalan fötür şapkalı amca: “Memleketi çalıyorlar biz de kendi çapımızda kaval çalıyoruz bunu da çalamayacaksak ne çalalım?” diyor. Önce amcanın yüzüne bakıyorum ve amcayı söylediği sözlere pişman edecek kadar tahrik gücü yüksek cümlelerimi kendime saklayarak gülümsüyorum. Sonra tebessümümün amcanın surlarında açtığı gediğe güvenerek “İçi boş bir şapkayı binaenaleyh kırk yıl taşımaktansa” Hoca Nasreddin hesabı “Göle maya çalmayı” denemesini söylüyorum. Amca bir anda gözlerini yüzüme dikecek oluyor ama ben sahneye şapkasız çıkmış Mazhar Alanson edasıyla terk ediyorum metro alt geçidini. Kuş cıvıltıları arasında ıslık çalmadan ama çaldığımı varsayarak yola koyulmuş gidiyorum.

Yolda tanıdık bir sima karşıma çıkıyor. İran’lı arkadaşım, sırtında keman çantasıyla yaklaşıyor. Birlikte görüşüp halleştikten sonra kemandan sıkıldığını yeni bir şeyler çalmak istediğini söylüyor. Ne çalması gerektiğini de bana soruyor. Herkese aynı cevabı vermek olmaz. Kendisine önce Farid Farjad’dan Shahram Nazeri’den Hayedeh’ten Golpa’dan bahsediyorum. Ki bu saydıklarımın bizzat hayranıdır kendisi. Dostumun birçok vasfı var. Mesela hem dağcı hem kemancı olduğu için kendisine dağdaki kemancı diyoruz. Zaten everestin tepesinde keman çalma hayali var ama tellerin donmasından korkuyor. Onu kemandan böylesine caydıran şey tar hakkında okumuş olduğu bir yazı. Yazıda “Tarı genelde müzisyenler bel bölgesinde çalarlar fakat İranlı müzisyenler kalp bölgesinden çalar. Bunun sebebi de gönülden çalmalarıdır.” Şeklinde geçiyor mevzu. O bu yazıdan bahsedince ben de takılmadan edemiyorum. “Tar” çalmaya başlarsan yeni lakabın hazır, artık sana “Tarzan” diyeceğiz diyorum. Gülümsüyor.

Yol boyunca iki arkadaş daha bize katılıyor. Boy boy dizilmiş gibi bir halimiz var. Bizi böyle yürürken gören adamın iyi niyetlisi bize “Daltonlar” diyebilir. Ya kötü niyetliyse! “Bremen mızıkacıları” demesi işten bile değil. Muhabbet müzik olunca herkesin konuşacak bir şeyleri vardır. Bizim arkadaşlar da bu konuda maharetli insanlar. Her birinin tıngırdattığı bir şeyler var. Hem yürüyüp hem konuşuyoruz çevremizdeki insanların dikkatini her ne kadar istemesek de çekiyoruz.

Arkadaşlardan birisi gitar çalmaya başlamış, önce belediyenin açtığı gitar kursuna gitmiş. Kursta tek erkek olduğu için sıkılmış ve bırakmış kursu. Şimdi youtube da Öner Yavuz’un videolarından gitar çalmaya çalışıyormuş. Çok verimli olmasa da bir şeyler çalabiliyorum diyor. Diğer arkadaş Azeri “Ben de yan flüt çalıyorum” diyor. Yan yan bakıp gülümsüyoruz.

Müzikten bahsederken şikâyetler de bitmiyor. Ama herkes aynı şeylerden şikayetçi. “Bir zamanlar sadece biz dinliyorduk Erkan Oğur’u şimdi herkes dinliyor”,“Kıraç’ın yalan şarkısının girişini tıngırdatabilen herkes gitarcı sanıyor kendisini.”,“ Mevlana yılında kimse mesnevi okumuyor herkes ney çalmaya çalışıyor” dilimizden düşürmediğimiz cümleler. Aramızdan biri “Orijinal bir şeyler çalmalıyız mesela ne çalabiliriz?”diyor. Öneriler uçuşuyor. Göksel Baktagir gibi kanun çalalım, Cemil Bey gibi tambur çalalım, Derya Türkan gibi kemençe çalalım hiçbir şey yapamazsak gidelim Hüsnü Şenlendirici gibi klarnet çalalım. Baktık olmuyor Fazıl Say gibi çeker gideriz! Gaza gelmiş konuşurken: “Fazıl Say gitti mi ki?” diyor biri. Gülümsüyoruz.

Abi yapılabilecek en orijinal şeyi yaptılar, arabeskle flamenkoyu birleştirip bütün evlerin önüne boyalı direk diktiler. “Daha orijinal ne yapabiliriz?” diyorum. İranlı arkadaşım atılıyor. “Vargan çalalım” diyor. Vargan nedense bana Japonca bir kelime gibi geliyor böyle bir anda duyunca. Ama hatırlıyorum Bulat Gafarov isminde bir müzisyen modern etnik müzik adı altında vargan, dümbek, violin eşliğinde müzik yapıyor. Yani “Vargan çalmak da orijinal değil maalesef” diyorum. Buzukiyi Orhan çalıyor, Santuru biz çalmasak da bütün İran çalıyor çalacak bir şey kalmadı diyoruz birbirimize bakarak. Ne çalalım ağbi sorusu kafamızı kurcalıyor. Sanki her zaman bir şeyler çalıyormuşuz gibi. Gel yarenim “Yaren” çalalım diyorum. “Ne yaren mi?” diyor içlerinden biri. Evet yaren. Yaren’i Özay Gönlüm çalardı o da 8 yıl önce öldü çalan başkasını bilmiyorum. Önümüze gelen tüm müzik aletleri satan dükkânlara yaren soruyoruz. Dükkân satıcıları önce “Ney” diyor. İçimizden “Ney değil zurna” demek geçse de söylemiyoruz. Hiçbir dükkânda bulamıyoruz yareni. Kaç tane orijinal adam var bizimkiler gibi. Bazen geyik de yapıyoruz. Aynı dükkâna ikişer dakika arayla girip yaren soruyoruz. Adamlar “Şaka mı bu?” diyorlar. Biz de gülümsüyor ve yola devam ediyoruz.

Dört kafadardan Azeri olanı elimdeki kitabı istiyor, veriyorum, bakıyor kitaba. Kitabın adı dikkatini çekiyor. “Ben Sen Oğ” böyle bir şarkı yapalım, youtube’ a atalım, öztürkçe olsun sadece Türk müzik aletleri çalarız. Yaren de çalarız ne dersiniz? Diyor. Tabiî ki Söz: Hüseyin Rahmi Göktaş Müzik: Modern Etno Dörtlüsü Yapımcı Firma: Kızılay Kaldırımları olur diyorum yine gülümsüyoruz.

Muhabbete dalmış bir hal içinde Orhan Kandemir’in 1971 dükkânının önüne gelmişiz. 1971 bana enteresan bir dükkân olarak gelmiştir hep. İçine koca bir dünyayı sığdırmış Orhan Abi. Kitaplar, dergiler, çalan enteresan müzikler, garip portreler, oyuncaklar, küçük biblolar… 1971 yi görünce aylar önce Kül Öykü gazetesinde yayımlanan Orhan Kandemir’in Kızılay’da siyahî müzisyen Miles Davis ile çektirdiği fotoğraf aklıma geldi. Miles Davis trompet çalardı. Günter Grass’ın da Teneke Trampet diye bir kitabı vardı. Garip anılar içerisinde ekran buğulanıyor belli belirsiz gülümsüyorum.

Aklımın içinde müthiş bir orkestra var.(Elif Şafak’ın Siyah Süt romanındaki küçük kadınlar gibi) Orkestranın neresinde durmalıyım? Zihnimin kemiricileri farklı tellerden çalma inadını sürdürüyor. Beynim uzaktayken arkadaşlar bağlama saz konusunu açmışlar bile. Ahmet Koç’tan Arif Sağ’dan bahsediliyor. İlk olarak Eurovision yarışmasında tanıdığımız ve birçok Yabancı - Türkçe şarkıyı bağlamayla çalarak yeni bir tarz oluşturan Ahmet Koç, son olarak Sinan Çetin’in çektiği “Mutlu Ol Bu Bir Emirdir” kısa filminde oynayarak müziğini diğer sanat alanlarıyla da harmanlamaya başladı. Hani İskender Pala için divan şiirini sevdiren adam deniliyor ya Ahmet Koç da bağlamayı sevdiren adam olarak akıllara kazınmalıdır bence. Bunları söylediğimde bizim arkadaşlar da katılıyorlar söylediklerime. Yıllar önce Selda Bağcan’ın Almanya’da binlerce bağlama eşliğinde verdiği konser Guinnes rekorlar kitabına geçmişti. Bizimkiler de böyle marjinallikler peşindeler. Orijinal bir şeyler bulur muyuz bilemiyorum. Bu düşünceler içinde gruptan ayrılıyorum yolum müzikten hiç bahsedilmeyeceğini düşündüğüm bir yere sürüklüyor beni.

Server vakfından içeri giriyorum. Alaaddin Özdenören’in şiiri üzerine Şair Arif Ay bir konferans verecek. Konferans vaktine daha var. Koltuklardan birine geçip oturuyorum elimde not defteri piyanoyu andıran “Popüler kültür merkezi” motifleri çiziyorum. Birkaç koltuk arkamda bir yaşlı amca ve bir genç konuşuyorlar.

—Bağlama çalmaya devam mı?
— Arada
—Bu iş süreklilik ister, aşk ister. Neşet Ertaş’a sormuşlar, Orhan Hakalmaz senin çaldığın türkülerden çalıyor beğeniyor musun diye. Neşet Ertaş sanki soruyu bekliyormuşçasına “Orhan Hakalmaz bağlamadan ses çıkartıyor sadece. Ben o türküleri yüreğimin sesiyle çalıyorum” diye cevap veriyor Neşet’in dediği gibi notaya bakarak çalınmaz notayla ancak ses çıkartılır. Eğer çalmak istiyorsan yürekten, aşkla çal. Havai sebeplerle çalmaya kalkarsan o seni çalmaya başlar!!!

İşte “Ne çalalım ağbi?” sorusu amcanın sözlerinde böyle cevap buluyor. Beynimin kemiricileri beyaz bayraklar sallayarak kayboluyorlar. Siyah Süt etkisini kaybediyor, Suskunlar geliyor kapak resmiyle. Radyo’yu açıyorum Marmara fm’de bir reklâmda “Gitar çal, ney çal, ne çalarsan çal sen çalarken yanında kalabilenler gerçek dostlarındır” sözleri geçiyor gülümsüyorum…

Not: Bir kısmı ilk kez Genç dergide yayımlanmıştır.

One response so far

May 08 2008

Ölçü’yü Kaçırmayın!!!

Published by admin under Önemli

olcu-afis.jpg

Öykü Deneme ve Şiirlerinizi gönderebilirsiniz. olcudergisi@gmail.com

No responses yet

May 07 2008

Anadolu’ya Dokunmak

Published by admin under Fakir ve Ruznamesi

  1. Gezmeyi seviyorum şehir şehir gezmeyi seviyorum. Gördüğüm her yeri sahiplenmenin yollarını arıyorum. Akan bir ırmakta suya kanıyor, mor kırmızı kahverengi her renkten toprağa kendimden bir parçaymışçasına dokunmak istiyorum.Ağaçlara aşklarını kazıyanlara kızmıyorum kızamıyorum.Patikaları çizen merkeplere teşekkür ediyorum. Sürü sürü koyunlara, onları koruyan boynu laleli kuçulara, onları yöneten çobanlara, onların gafletini gözleyen kurtlara selam ediyorum.Her yörede o yörenin türküsünü söylemeyi görev biliyorum. Nerede bir mezar taşı görsem belki ruhlarına fatiha okuyacak biri kalmamıştır diye düşünerek bir fatiha okuyorum
  2. Oturduğum yerden Türkiye’yi Anadolu’yu vatan ilan etmek bana mantıklı gelmiyor. “Orda bir köy var uzaktadır” şarkısı bana saçma geliyor.
  3. Keşke diyorum Egeliler doğuyu da sahiplenmek için doğuya dokunmak için yola çıksa. Nemrut dağında güneşin doğuşunu görseler, fırattan su içseler, kebanda keklik ötüşleriyle uyusalar, benim için altından daha değerli olan zeytinlerini zeytin yağlarını bir doğulu kardeşiyle paylaşsalar. O kardeşe kim silah kuşandırabilir?
  4. Tayfun Talipoğlu gibi mi konuşuyorum? Bilmem ama Anadoluyu seviyorum bunu anlatamam

No responses yet

May 06 2008

21.Yüzyılda GENÇlik Söyleşisi

Published by admin under Fakir ve Ruznamesi

Genç dergi editörü Mehmet Lütfi Arslan ve Cafcaf dergisi editörü Asım Gültekin ile 21.yüzyıl gençleri üzerine bir söyleşi.

21.yüzyılda genç olmanın tüm yükünü sırtına yüklenmiş gençleri 10 Mayıs 2008 günü Adnan Ötüken Kütüphanesi’nde aramızda görmek isteriz.

No responses yet

Next »