May 05 2008
Tekme
Böbreğime tekme gelince ister istemez uyandım. Gözlerimi açtığımda karanlık odamda göz gezdirdim. Tekmeyi vurana dair bir iz aradım. Mümkün müydü bulmak? Gözlerimi kapamaya çalıştım acıyı hissetmeme rağmen bir kâbustu diye düşündüm. Zorla gözlerimi yumdum. Gözkapaklarımın işe yaramadığını gördüm. Çok sert bir tekme daha bu kez belime gelince tekmenin geldiği tarafa döndüm. Gözüm her ne kadar kapalı olsa da görüyordu tekmeyi vuranı. Saçları kır, çelimsiz, oldukça yaşlı bir kadındı bu sert tekmelerin sahibi. Yüzüne baktım kırışıklıkları gerdirseniz iki tane yüz çıkardı. Benim döndüğümü fark etti ama yüzünü ayağından başka yere çevirmedi. Ben de ayağına baktım. Ayağı yoktu. Vardı ama ayağı sadece ayakkabısıydı. Dizinin altından kesilmiş pantolon görünümlü eteğiyle ayakkabısı arasında görünen bir et yoktu. Bu sefer gözümü açtım. Aynı şeyi görüyor olmak benim korkumu ikiye katladı. Yeniden yüzüne bakmak istediğimde bana: “Kalk suya git sonra da görevini yap!” dedi. Soru bile sormaya cesaret edemedim ve suya gittim. Döndüğümde yoktu.
Yatağıma döndüm. Yarım saat sonra güneş doğdu. Uyuyamadım kalktım evin odalarını dolaşmaya başladım. Salona gittim. Kitaplığın önündeki kanepeye uzandım. Salon en serin odamızdı. Kısa kollu tişörtüm yüzünden kollarım üşüyordu. İçim bulanmaya başladı. Boynumu kanepenin koluna dayadım. Böyle yapınca bulantım giderdi. Gözlerimi kapadım kendimi kontrol ettim görmüyordum. Uyumaya çalıştım uyuyamadım bulantım geçene kadar salonda kaldım. Mutfaktan gürültüler gelmeye başladı. Mutfağa gittim annem her zamanki gibi kahvaltıyı hazırlamıştı. Uyanan geliyordu kahvaltı yapmaya. Mutfakta, gece gördüğüm kadına ait bir iz aradım. Bulamayınca yemeye koyuldum. Çok yiyor olduğumu annem fark etmiş. Elime kaşığıyla vurdu. “Yeter!” dedi. Sesini gece gördüğüm kadına benzetmeye çalışsam da benzemiyordu. O gün bütün odaları dolaştım. Her odada onu aradım bulamayınca biraz daha rahatlıyordum.
Gece ikide yatağıma girdim. Uyumayacaktım bekleyecektim gelip gelmeyeceğini. Gelirse kapıdan girerken tutacaktım elinden. Seher vaktine erince kendimi iyice hazırladım kapıya mıhladım gözlerimi. Ha geldi ha gelecek derken belime dünkünden daha sert bir tekme indi. Uğundum yatağın içinde. Sesim çıksın diyordum belki yan odada yatan dedem duyardı. Ama ne sesim çıkıyordu ne de acım geçiyordu. Ne yüzüne bakmaya cesaretim vardı ne de elini tutmaya biliyordum eli de yoktu. Öylece beklerken o elimden tuttu elini gördüm yumuş yumuş pürüzsüz ve damarları gözükmeyen bir eldi. Bağırdı peşi sıra “Kalk suya git sonra da görevini yap!”. Kalktım suya gittim. Döndüğümde yine olmayacak diyordum. Ama gitmemişti. Bu kez eliyle yatağımın yanındaki halıyı gösterdi. “Görevini yap!” dedi öncekinden daha düşük bir tonda. Halının üzerine gittim. Eliyle ima ettiği şekilde görevimi yaptım.
Görevimi yaparken öylece duruyordu. Görevim bittiğinde konuşmaya başladı. “Bir daha beni ayağına getirtme her gün böyle yapacaksın suya gidip agah olacaksın sonra da görevini uygulayacaksın zamanla anlarsın gözlerinin beni nasıl gördüğünü ama zamana dikkat et her gün tam bu vakitte!”dedi ve kapıya yöneldi. Çıkıp gitti. Peşinden koştum. Yoktu.
Onun hayalet olduğuna kendimi inandırmak istemiyorum. Ki o hayalet değildi. Çünkü hayal etmediğime emindim. Elimden tuttuğunda sıcağını hissettim. Tekmelerinin acısı belimde hala. O hayalet değildi. Kapılardan çıkıyordu. Duvarlardan geçmek bilmiyordu. Bildiği tek şey görevimi bana yaptırmaktı. Görevimi yaptığımda gelmiyordu. Ya gelirse diye geciktirmeyi bile düşündüm görevimi ama gelmedi.
Aylar sonra çizimler için okulda sabahlamıştık. Gece üçe doğru odaları gezen güvenlik görevlisiyle konuşuyordu iki arkadaşım. Ben de ayakta çizim yapmaktan bitkin düşüp masaları birleştirerek uyumayı denedim. Montumu yorgan, masanın tablasını çarşaf bilip vurdum kafayı yattım. Biraz kestirdikten sonra belimde o tekmelerin sancısını hissettim. Kalktığımda o yoktu. Bana miras bıraktığı tekmelerinin acısı beni uyandırmıştı. Ben de gittim görevimi yaptım. Hiçbir gün daha gelmedi, tekmelerin acısı da hiç gitmedi.
Ölçü Kültür Edebiyat Düşünce dergisinde yayımlanmıştır.
Okurken biraz korkar gibi oldum okuduklarımı hayal ediyorum da bi garip oldum yani…
Hayal gücün geniş güzel…