Haz 05 2008

ANAKARADA METRO EDEBİYATI

Published by admin at 23:38 under Fakir ve Ruznamesi, sanat

   EGO kartlarına yazdığım şiirlerin haddi hesabı yok. Hayranlarım giderek artıyor. Belediyenin GUT askerleri ve beleş bilet bulduğunu sanan birkaç ambavallı facebook’ta adıma fan grubu bile kurmuşlar. Gün görmemiş şiirlerimi yayımlayarak para kazananlar da-var! Onlara da hakkımı helal ediyorum. Ve bekleyenlerin hepsini pür dikkat ve neşe ile geçerek Ankaray’a ilk ben atıyorum adımımı. Tek kişilik koltuklardan birine oturacakmış gibi yaparak herkesin ödünü patlatıyorum fakat ortaya kadar gelip ayakta duruyorum. Peşimden peş peşe binen insanlar 40’a 40lık yere oturmak için insanlıktan çıkıyorlar. Lakin daha Kurtuluş durağında başlayan bu kalabalık Kolej’de had safhaya ulaşıyor.O kısacık yolculukta browniyi ağzına tıkan kızın resmine bakan ve cebinde browni alacak kadar parası olmayan çocuklarla omuz omuza ayakta dikiliyoruz. Kızılay durağına saniyeler var. Ve o saniyelerin bittiği anda inenlerle binenler arasındaki meydan muharebesi görülmeye değer. İlkokuldaki hiçbir çocuğun problem olarak sorulduğu takdirde çözemeyeceği kadar kişi inip biniyor. İnmeyenler arasında bir ben varım bir de saçları ağarmış giydiği askılı elbiseyle çağdaşlık gösterisi yapmaya çalışan kadın var.Bizim vagona ilk binen kişi bir başörtülü kız. Saçları ağarmış kadın başörtülü kızı görünce uzaylı görmüş gibi davranıyor kız da sanki inadına yapıyormuşçasına kadının yanına oturuyor. Kadın cama yapışıyor kızdan irtica bulaşır diye. Başörtülü kızın peşinden muhtemelen sınıf arkadaşı olan bir kız daha geliyor ve karşısına oturuyor. Bu kız diğerinin aksine oldukça az giyinmiş. Ama arkadaşlar işte. Yaşlı kadın ters gitmek pahasına da olsa diğerinin yanına geçiyor. Başörtülü kız ise kadının kalktığı yere kayıyor. Ve yanına orta yaşlı bir adam oturuyor. Adamın ebatları nedeniyle vücudu başörtülü kıza hafifçe değiyor. Oldukça az giyinmiş arkadaşı adamın dikkatini çekmeyecek şekilde başörtülü kızı uyarıyor. Adam sana dokunuyor demeye getiriyor. Günahını almayalım şimdi adamın, adam kasıtlı dokunmuyor ancak ebatları dokunmama ihtimalini sıfırlıyor. Başörtülü kız çarpılmış gibi titriyor ve hemen ayağa kalkıyor. Diğer kız şaşkın ama arkadaşına hak veriyor. Yaşlı kadın ise adama içinden “iyi ki geldiniz” diyor. Bunlar olup biterken ben de yanımdaki siyahî çocuğun nefesinden buğulanan cama bu olayı resmediyorum. Çocuk yaptığımı görüp gülüyor. O kadar tatlı gülüyor ki ben de bu acıklı olayın üzerine çocuğa tebessüm etmekten alamıyorum kendimi. Kızılay’dan sonraki duraklarda metronun nüfusu gittikçe azalıyor. Camdaki buğu kayboluyor. Yaşlılara gazilere çocuklu kadınlara bırakılan koltuklara oturuyorum. Evet, ben de gaziyim. Ben de Niyazi’yim. Bunca hızlı ve kısa süreli bir yolculukta edebiyat yapmaya kalkınca yaralanıyor cümleler. Cebime mürekkebi akan kalemin mürekkebi biraz olsun kalsaydı yazardım pantolonda bıraktığı izin bir köşesine “Ankara senin neren güzel?” diye. Ben yazmadan makinist banttan yayımlanan durak isimlerinden sonuncusuna dokunuyor.

Kulağımın en çok sevdiği sanatçıdan daha çok duyduğu o ses ünlüyor “Aşti”yi. Bitiyor yolculuk, bitiyor edebiyat, bitiyor yazı ey yolcu hiçbir metro götürmez adamı memlekete. O zaman terk etmeli Aşti’de hem metroyu hem de Ankara’yı…

İlk Kez Ölçü Dergisi’nde yayımlanmıştır.

5 Yorum to “ANAKARADA METRO EDEBİYATI”

  1. gereksizon 06 Haz 2008 at 17:26

    ailem bir kaç günlüğüne ankaraya ziyaretime gelmişti kendileri bilmez ama ben ekonomik olsun diye 45 lik yapıp sürekli metro, ankaray ile gezdirmiştim onları e tabi zaman da kazanmak için. neyse döndüler memlekete aradım “baba nasılsınız? kar varmış oralarda” diye konuşuyoruz o haftada kitap okumaya vermişiz kendimizi çıkmıyoruz dışarı tabi bizimkiler bunu da bilmiyor, babam bana yöneltti aynı soruyu “sizin orda da varmış kar çok buz var mı ? ” diye cevaben “bilmiyorum” dediğimde babam ancak o zaman farkedeceğim şu sözleri söyledi “tabi nerden bileceksiniz yer altında yazşıyorsunuz?” durdum ve düşündüm hakikaten 45′ lik hayatımı esir almıştı :) yani o hafta eve kapanmamış olsam da fark etmeyebilirdim . Ankara yazılarınızın devamını bekliyorum.

  2. zeynepon 06 Haz 2008 at 18:55

    Ben de Ankara’yı sevmedim hiç, sevemedim..
    Yazı harikaydı tebrikler :)
    Çok güzel yazıyorsun gerçekten kalemine kuvvet..

  3. fazion 07 Haz 2008 at 19:19

    kalemine sağlık

  4. No62NoExiton 09 Haz 2008 at 13:53

    gayet hoş bir şiir eline sağlık arkadaşım devamını bekleriz

  5. gereksizon 19 Haz 2008 at 21:38

    her zaman karşımda oturanların sağımdaki, solumdakilerin neler düşündüklerini merak ederdim, gözgöze gelmemek için ne bahaneler bulduklarını gözlemlemeye çalışırsım ama yazınızı okuduktan sonra metro seyahetlerimin seyri değişti, 1 kişiye değil kişinin diğer kişilerle ve ortamla olan alakasına bakmaya başladım. değişik bir paranoya oldu, iyi de oldu sıkılmıştım çünkü kendi paranoyalarımdan :) buarada o mutluluk manyagı kızın diline ve dişlerine dikkat ettim çikolatalı kek yediğine dair hiç bir emare yok oysa hadi dişleri geçtim dilinde kakaonun renginin kalmış olması gerekir, böyle bir durumda “reklam icabı” işte falan denir ama reklamı etkili kılan faktörlerden biri de gerçekçi olmasıdır burdan çıkaracağımız sonuç “bu reklam gerçekçi olmamış” tır velhasıl sizin de fark edeceğiniz üzere yazıdan önce ve yazıdan sonra diye ikiye ayrıldı metro seyahatlerim bir bu eksikti hayatımda zaten :)

Trackback URI | Comments RSS

Yorum Yaz