Eyl 30 2008
Bayram Mubarekesi

Bayramınızı tebrik ederim
Eyl 29 2008
![]()
Karanlık gecelerden bir gece gökte ne bir yıldız var ne de bir ufo. Otobüsteyim, yorgun argın eve dönüyorum. Başımı cama yaslayıp gözlerimi kapadım, dış karanlıktan kaçıp iç aydınlığımı arar gibiyim. Uzaktan bakan biri, beni bir uzak doğulu gibi meditasyon halinde zannedebilir. Fakat arka koltuklarda oturmakta olan delikanlılardan birinin sesiyle irkildim. “Recep Abiii” diye bağırıyordu yarısına kadar açılmış otobüs camından. Delikanlıya içimden demediğimi bırakmadım ama daha sonra bağırdığı kişiyi görmek için camdan delikanlının baktığı yöne doğru baktım. Gördüğüm şeye hakikaten “Recep Abiii” diye ben de bağırırdım. Şişman, uzun boylu, ak tenli, kirli sakallı bir adam; üzerinde turuncu gömlek ve mavi keten pantolon var. Sanırım otobüsteki diğer vatandaşlar da “Recep Abii” yi benimle aynı anda fark etmiş olacaklar ki herkes aynı anda gülmeye başladı. Bu gülüşme tufanına sebep olan mahlûk, gösterilen ilgiden hoşlanmış olacak ki hemen Recep İvedik filmindeki solo dans figürünü otobüs köşeyi dönene kadar kendisini seyredenlerin zihnine yerleştirdi.
Otobüs devam ede dursun, ben bu sahneden şişmanların kendileriyle övünebilecek şekilde dış görünüşlerini organize edebileceklerini çıkardım. Ve son zamanlarda yetmişli rakamlara ulaşacak kadar kilo alan ben, boydan kaybettiğim için Recep İvedik’e benzeyemesem de birilerine benzeyip bu gidişattan kurtulabileceğimi düşündüm. Bir sürü ünlü şişmanı zihnimin albümlerinden gözümün önüne getirdim. Ata Demirer, Gürdal-Erdal tosun biraderler, Zeki Alasya, Metin Akpınar gibi daha birçok ünlüyü bir türlü kendime yediremedim. Baktım olacak gibi değil zayıflamaya karar verdim. Zayıflamanın profesyonelce yapılanı daha sağlıklı olur düşüncesiyle fitness salonunun yolunu tuttum.
Benim gibi teknolojikleşme karşıtı birisinin fitness salonuna nasıl gittiğini zor tahmin edebilirsiniz diye düşünüyorum. Orada acıkmayayım diye mideyi doldurup gitmeme mi gülersiniz, okunmuş sularla doldurduğum iki şişe suyu fitness salonuna varmadan bitirişime mi? Hangisine gülerseniz gülün ben gayet ciddiyim. Koşu bandına çıktığımda karşımdaki aynada beliren yorulgan yüz ifademe gülebiliyorum ancak. Terlemeye başlayınca Genç’in abone kampanyası sayesinde hak ettiğimiz havlu yetişiyor imdadımıza. Havluyu açıp omzuma atıyorum. Üzerinde Genç yazıyor olması milletin garibine gidiyor galiba. Boksör Sinan Şamil Sam’ın şort’unda Gazi diye yazması da benim garibime gitmişti. Ben insanların garip bakışlarını seyrederken insanların bakacak yeni bir malzemesi oluverdi. Izbandut gibi bir herif geldi. Adamın belinin arkasında Viking alfabesi ile kocaman Zeus yazıyor. İşin komik tarafı adam sırf o yazı gözüksün diye giydiği tişörtün beline gelen kısımlarını kestirmiş. Millet de bu adamı seyrediyor. Pek fazla ısınma hareketi filan yapmadan ağırlık kaldırmaya başladı. Yüzü kıpkırmızı olmasına rağmen tahminen benim ağırlığımdaki bir halteri kaldırdı. Halteri birkaç kez daha kaldırdı. Daha sonra 20 kilo daha ekledi. Bu kez herkes kendi işini bıraktı hepten adamı seyretmeye başladı. Adam halteri tam kaldırdı derken nasıl becerdiğini anlayamadan sırtına düşürdü. Adam yığılmıştı yere. Antrenör gürültüye koşup geldi. Altı kişi bu adamı kucaklayıp dışarıya çıkardılar. Artık ambulans mı çağırdılar bilmiyorum ama o adamı seyreden herkesin içinden “Hak etmişti” dediğini işitir gibi oldum. Sonra işime koyuldum. Duvardaki plazmalarda olimpiyatlardan naklen yayın gösterilmeye başlandı. Spor yapmaya çalışırken spor görüntüleri izlemek farklı bir zevk oluyor. Ama canımı sıkan bir şey var, bu yıl olimpiyatları izleyen her Türk gibi. Türkiye olimpiyat oyunlarında çok başarısız.
Olimpiyat oyunlarında neden başarısız olduğumuzu tartışmak ne kadar doğrudur yanlıştır bilmiyorum ama spor yapmaya gittiğiniz bir mekânda bunları tartışmak hiç de saçma değil bence. Sırtına halter düşen ızbandut gibi adamın şoku üzerimizden kalkınca herkes olimpiyat oyunlarına konsantre oluverdi. Türk sporculara üzülüyoruz, şu ana kadar aldığımız tek madalyayı da bir bayan sporcumuz kazandırmış, ne kadar sakat bir durum. Bu sakatlık oradakileri pozitif yönde etkiledi sanırım. Herkes daha bir iştahla sarıldı üzerinde çalıştığı spor aletine. Ben de bu sırada mekik çekmek için minderin üzerine Genç havlumu serdim. Normalde kimse havluyu o şekilde kullanmıyor. Ama ben hem milletin teri bana bulaşmasın diye hem de milletin bilinçaltına gencin reklâmı yerleşsin diye böyle kullanıyorum. Reklâm çabam meyvesini hemen verdi tabi. Body ile uğraşanlardan biri havlumu gösterip “Sen Genç spor kulübünde mi oynuyorsun?” diye sordu bana. Daha önce öyle bir spor kulübünün adını duymadım muhtemelen soruyu soran adam da sırf kocaman genç yazısını gördüğü için uydurmuştu Genç spor kulübünü. Ama ben adama uyduruk bir cevap vermek yerine bahsettim biraz Genç dergiden. Adam da kendi çapında espri yaptı bana madem genç gönüllüsüsün senin yorulmaman lazım sen herkesten daha çok çalışmalısın çabucak zayıflamalısın… Tabi ben bu gaza gelmedim. Normal tempoyla çalışmaya devam ettim.
Zayıflamak adına pek bir başarı elde edemedim henüz ama şunu anladım ki ben fenotipimde başka değişiklikler de yapmalıydım. Her sene yaptığım gibi saçımı yine usturaya vurdurdum. Herkes yine aynı şeyleri söyledi; yok efendim usturaya vurdurmak saçları gürleştirmezmiş, saç dökülmesine engel olmazmış vesaire. İyi de güzel kardeşçiklerim saçların kazıtılması hiçbir şeye yaramasa da beynimin hava almasını sağlıyor. Hayrünisa Gül hanımefendi salakça soru soranlara diyor ya “Beynimi değil başımı örtüyorum” diye. İşte ben de tam tersi “Saçımı değil beynimi gürleştiriyorum” saçlarımı kazıtarak. Ama niyetimiz aynı. O, saçlarını örtünce dikkat çeken bir kadın olmaktan kurtuluyor ben ise saçlarımı kazıtarak saçları ahenkle dans eden bir erkek olmaktan kurtuluyorum. Son dönemde kellik de moda diyenler olabilir. Ama o kafası pürüzsüz olanlar için öyle. Benim gibi çocukluğunda başına gelmedik şey(annemin terlikleri, komşu çocukların attığı taşlar, maçlardan sonra isabet eden bozuk paralar su şişeleri) kalmayan birisi için İbn Batuta’nın haritaları gibi bir kafayla modayı yakalamak mümkün değil.
Kafayı dazlaklaştırdıktan sonra kendi kendime “Boşu boşuna kendine tip arıyorsun bütün güzel tipler büyük gelecek senin tipine” dedim. Haksız mıyım?
Lütfen şu yazdıklarımı okuyarak beni hayal edin. 1-Boyuyla kilosu eniyle de boyu aynı ve yaşı da boyunun iki bölü yedisi kadar olan biri 2- Yüzünde yüzlerce, içinde maksimum seviyede Ben’i olan biri 3-Saçları olmayan biri 4- Dört gözlü biri 5-Bütün bu kusurları yaratandan değil kendinden olduğunu bilmesi gereken biri…
Bu yazıyı niye yazdım? Çünkü okuyucularımız arasında genç yazarların da fotoğraflarını dergimizde görmek isteyenler varmış. Onlara diyorum ki “Yukarda saydığım fenotipte bir adamı görseniz ne olur?”. Hiç olmazsa görmeyin de yazılarımız okunsun. Dergide köşelerinde resmi olan yazarlarımız her esen rüzgârla tipi değişmeyen yazarlarımızdır. Bir gün onlar kadar istikrarlı olabilirsek bizlerin de fotoğrafları köşeciklerimizde yer alacaktır.
Eyl 20 2008
Mülayim Sert(TERS KÖŞE)
Ahmedinejad’ı Sevişimin 10 Nedeni
1-Müslüman, zaman zaman çıkışlarıyla tüm Müslümanların güvendiği bir Müslüman. Kendisi şia olmasına rağmen şimdiye kadarki İran liderleri arasında (Humeyni’yi ayrı bir yerde tutarsak ) Sünnilerin en çok sevdiği lider. Bu da onun İslam’ın birliğine daha çok hizmet ettiğini gösterir.
2-Tam benim gibi biri, dostuna mülayim düşmanına sert. Gömleklerinde marka bayrağı dalgalanmıyor. Kim diyebilir ki bir cumhurbaşkanı gibi giyinmiyoruz?
3-Yahudi düşmanı. Müslümanların barışta birleşmeleri kalıcıdır bu doğru; fakat Yahudi düşmanı olmadan da Müslüman olunmaz gibi bir şey.
4- Amerika’nın gıcığına giden biri. Bu onun en önemli meziyetlerinden biri. Amerikan liderleri gibi değil o, karısıyla kızıyla uğraşılacak bir durumda değil. Adamın magazinle yıpratılacak hiçbir yanı yok gibi bir şey. Amerika en çok buna gıcık oluyor bence.
5- O bir sinemasever. Birçok İranlı yönetmenin filmleri onun katkılarıyla tanıtıldı tüm dünyaya. Çekilen filmlerde İran birçok yönden eleştiriliyordu ama bunlara göz yumdu.
6-O bir inşaat mühendisidir. Bir liderin inşaattan anlaması bence çok önemlidir. İnşaattan anlamayan adam bir ülkeyi nasıl inşa edebilir ki?
7- Fakirlerin sevdiği bir liderdir. Bu önemli bir kriterdir benim için. Fakrı ve fakirliği bilmeyen bir adam bencilliği yüzünden halkını unutabilir.
8- Yerde uyuyabiliyor Hazreti Ömer’den beri severiz yerde uyumayı.
9-Kravat takmıyor. Bağrını da fazla açmıyor. Tam kıvamında
10-İnançlarını gittiği her yerde koruyan bir lider. Liderin en önemli vasıflarından biridir. Biz Türkler geçmişte Beyaz Saray’da divan duran liderleri de gördüğümüz için bunu önemsemek durumundayız. Her yerde başı dik dolaşıyor ama Kâbe’de hüngür hüngür ağlayabiliyor.
Ayın şarkısı:
Erovision şarkı yarışmasına Ahmedinejad’ı protesto eden bir şarkıyla katılmıştı İsrail. Bu nedenle İsrail’i protesto eden her türlü şarkıyı ayın şarkısı ilan edebiliriz.
Ayın filmi:
Daha önce Fidel Castro’nun filmini yapan Oscar ödüllü yönetmen Oliver Stone’un Ahmedinejad’ın da filmini yapma girişimi Ahmedinejad’ın “Ben Castro gibi biri miyim?” sözleriyle suya düşmüştü. İşte ayın filmi Ahmedinejad’ın hayatını anlatamayacak filmlerin hiçbiridir. Yani hiçbir film bu ayın filmi olmayı hak edememiştir. Çünkü propaganda aleti olan filmler masum değildir.
Ayın Resmi

Eyl 08 2008

Cafcaf dergisine lütfen abone olalım olmayanları uyaralım gerekirse zor kullanalım
Eyl 07 2008
Her yaz olduğu gibi bu yaz da eksik kalan şeyler, boş bıraktığım sorular oldu…
1-Modellemeyi tam anlamıyla hala öğrenemedim fakat sketch up 3dmax programlarıyla çok ciddi tanıştım
2-Bu yaz hiç araba kullanmadım ama bir elektrik direğine araçla çıktım. Yani az da olsa yüksekte durmasını öğrendim.
3-Kaliteli kitaplar okudum ama yeterli sayıda değildi. Çok az film izledim.
4-Lise arkadaşlarımla 1 kez, Ortaokul arkadaşlarımla 3kez, akrabalarımın yüzde 80iyle 1kez görüştüm.
5-1kez pikniğe gittim
6-Ege ve akdeniz de yüzebildim ama hala karadenizden nasipsizim
7-Çanakkale, İstanbul, Tekirdağ, Antalya dışında bir yere gitmedim. Onlar da bildik yerler sonuçta.
8-Hiç sinemaya gimedim.
9-İki tane staj yapmama rağmen mesleki tecrübem yeterince artmadı.
10-Çok az yazı yazdım, internetle çok vakit harcamama rağmen kendi sitemle çok az ilgilendim.
11-Müzik alanında www.derdeva.blogcu.com sitesini açmamıza rağmen çok az ilerleyebildik. Fakat bu yaz güzel müzikler dinledim diyebilirim.
12-www.gonyasozluk.com ile Konya imajına dair bir şeyler yapmaya çalıştık bunda da yeterli değildik.
13-Bu yaz en etkin olduğum alan spordu. Bir sürü maç izledim. Olimpiyatları izledim. Fitness salonuna gittim. 1 tane tadımlık maç yaptım. Kilo almayı durdurdum ama veremedim:)
14-www.gencgonulluyuz.biz sitesine çok girip çıkmama rağmen orada düzenli bir şeyler yapamadım.
15-Asker ziyareti yapacaktım olmadı. Kendi yakın akrabalarım dışında hiç hasta ziyareti yapamadım.
16-Karakter kalitem az da olsa arttı.
17-Konya yazarlar birliğine sürekli gitcektim 3 kez gittim sadece
18-Bir takım sağlık problemlerim hala var.
19-Yeni dostlar yeni ufuklar kazandım diyebilirim
20-Bu yazın en büyük hediyeleri: Teyzemin kızı Melek doğdu, Milli takım avrupa 3.sü oldu, Mimar Mehmet Dolular’ın yanında hem şantiye hem büro stajı yapma şansım oldu…
Eyl 02 2008
90′lı yıllardan beri oruç tutarım ilk kez balkonda iftar etme şansımız oldu. Daha önce hep soğuk günlere dek geliyordu ramazan, zaten memleketimiz olan Konya’da da olamıyorduk. Şimdi ramazanın ilk günlerinde Konya’da ailemin yanındayım. Ramazan kendi bereketiyle geldi. Bir hafta önce sıcaktan piştiğimiz şantiyede bile serinleten bir rüzgar esiyor öğle sıcağının altında.
İftar sofrasını balkona kurunca insanın iştahı iki kat artıyor sanki. Ne kadar yersek yiyelim hatimli teravihle hepsi eriyor.Bu da şahane bir durum.
Dün okuldaki hocalarımdan biri şöyle bir entry kullanıyordu”Arabın hurmasıyla iftar etmek zorunda mıyız güzelim Ege’nin zeytini ne güne duruyor?”
Ben hocam gibi düşünmüyorum tabi dün kendi aramızda bir ilk deneyelim istedik. İftarı hurmalı dondurmayla açalım dedik. Gerçekten çok hoş oluyor. Konya’ya yolu düşen olursa ve bizimle iftar etmek isterse hurmalı dondurması benden;)
Herkese hayırlı ramazanlar “nerede o eski ramazanlar diyenler” e muhalif olmaya devam…