Haz
05
2008
EGO kartlarına yazdığım şiirlerin haddi hesabı yok. Hayranlarım giderek artıyor. Belediyenin GUT askerleri ve beleş bilet bulduğunu sanan birkaç ambavallı facebook’ta adıma fan grubu bile kurmuşlar. Gün görmemiş şiirlerimi yayımlayarak para kazananlar da-var! Onlara da hakkımı helal ediyorum. Ve bekleyenlerin hepsini pür dikkat ve neşe ile geçerek Ankaray’a ilk ben atıyorum adımımı. Tek kişilik koltuklardan birine oturacakmış gibi yaparak herkesin ödünü patlatıyorum fakat ortaya kadar gelip ayakta duruyorum. Peşimden peş peşe binen insanlar 40’a 40lık yere oturmak için insanlıktan çıkıyorlar. Lakin daha Kurtuluş durağında başlayan bu kalabalık Kolej’de had safhaya ulaşıyor.O kısacık yolculukta browniyi ağzına tıkan kızın resmine bakan ve cebinde browni alacak kadar parası olmayan çocuklarla omuz omuza ayakta dikiliyoruz. Kızılay durağına saniyeler var. Ve o saniyelerin bittiği anda inenlerle binenler arasındaki meydan muharebesi görülmeye değer. İlkokuldaki hiçbir çocuğun problem olarak sorulduğu takdirde çözemeyeceği kadar kişi inip biniyor. İnmeyenler arasında bir ben varım bir de saçları ağarmış giydiği askılı elbiseyle çağdaşlık gösterisi yapmaya çalışan kadın var.Bizim vagona ilk binen kişi bir başörtülü kız. Saçları ağarmış kadın başörtülü kızı görünce uzaylı görmüş gibi davranıyor kız da sanki inadına yapıyormuşçasına kadının yanına oturuyor. Kadın cama yapışıyor kızdan irtica bulaşır diye. Başörtülü kızın peşinden muhtemelen sınıf arkadaşı olan bir kız daha geliyor ve karşısına oturuyor. Bu kız diğerinin aksine oldukça az giyinmiş. Ama arkadaşlar işte. Yaşlı kadın ters gitmek pahasına da olsa diğerinin yanına geçiyor. Başörtülü kız ise kadının kalktığı yere kayıyor. Ve yanına orta yaşlı bir adam oturuyor. Adamın ebatları nedeniyle vücudu başörtülü kıza hafifçe değiyor. Oldukça az giyinmiş arkadaşı adamın dikkatini çekmeyecek şekilde başörtülü kızı uyarıyor. Adam sana dokunuyor demeye getiriyor. Günahını almayalım şimdi adamın, adam kasıtlı dokunmuyor ancak ebatları dokunmama ihtimalini sıfırlıyor. Başörtülü kız çarpılmış gibi titriyor ve hemen ayağa kalkıyor. Diğer kız şaşkın ama arkadaşına hak veriyor. Yaşlı kadın ise adama içinden “iyi ki geldiniz” diyor. Bunlar olup biterken ben de yanımdaki siyahî çocuğun nefesinden buğulanan cama bu olayı resmediyorum. Çocuk yaptığımı görüp gülüyor. O kadar tatlı gülüyor ki ben de bu acıklı olayın üzerine çocuğa tebessüm etmekten alamıyorum kendimi. Kızılay’dan sonraki duraklarda metronun nüfusu gittikçe azalıyor. Camdaki buğu kayboluyor. Yaşlılara gazilere çocuklu kadınlara bırakılan koltuklara oturuyorum. Evet, ben de gaziyim. Ben de Niyazi’yim. Bunca hızlı ve kısa süreli bir yolculukta edebiyat yapmaya kalkınca yaralanıyor cümleler. Cebime mürekkebi akan kalemin mürekkebi biraz olsun kalsaydı yazardım pantolonda bıraktığı izin bir köşesine “Ankara senin neren güzel?” diye. Ben yazmadan makinist banttan yayımlanan durak isimlerinden sonuncusuna dokunuyor.
Kulağımın en çok sevdiği sanatçıdan daha çok duyduğu o ses ünlüyor “Aşti”yi. Bitiyor yolculuk, bitiyor edebiyat, bitiyor yazı ey yolcu hiçbir metro götürmez adamı memlekete. O zaman terk etmeli Aşti’de hem metroyu hem de Ankara’yı…
İlk Kez Ölçü Dergisi’nde yayımlanmıştır.
May
17
2008
Nuri Pakdil Maraş Edebiyat damarını yeniden güçlendiren büyük usta. Ne de güzel yazıyor küçücük kitabında.
Salon:Kitaplığın söküldüğü oda
Kutular. Paketler.
İki el. Altı el. Dört el. Sekiz el.
Zaman:bakamıyorum
Göç:Patlaması mütemadiyen geciken bir bomba mı?
Bu da bir tanıklık…
Mar
01
2008
esmer bir gökyüzü düşün.
söz!
pamuk tarlalarını ben koyarım.
güneşe sahip çık.
gündüzler yanmasın.
gökten haber dinle.
dünya uyanmasın.
Mar
01
2008
şiirler döner yolculuktan
şairler karşılar
o sisli rüyalardan arındırarak
bir toplum şairin hinterlandı sayılır
coğrafya kitaplarına şiir yazılarak…
Mar
01
2008
yaz yorgunuyum
çalışmaktan değil
çalışacağım diye konuşmaktan
hep o yoğunluğu vurgulamaktan
belki de ağır sözcükler kullanmaktan
bıraksalar şezlong taklidi yaparım
boş bulduğum kum tanesine aşıkm olurum…
Mar
01
2008
Köroğlunu unutma
kör kızına bakma
dualar et duasız kalma
kör kuyudan su çıkartma
dualar et duasız kalma…
Mar
01
2008
kapat kapıları avlunun içine
vur tokmağı davulun diline
horon teperken dağlar
tuluma yüklen derin üfle
dadaşa gakkoşa el ver
kalk makamında türkü söyle
yat makamında ninni
her söylediğinde yemin tut
tuluma yüklen derin üfle…
Mar
01
2008
ŞÖLEN 1
stabilize ayrılıklar mevsimi geçti
asfalttayız artık
gün dönüyor
yakamıza gül konuyor
beyaz perçemli bir ev ufukta
çerkez söylüyor kafkas diz vuruyor
al maksini gel düğün var
düğünde rüyanda gördüğün var…
Mar
01
2008
ayaklarını denizime koymuşsun
sular kükreyince çözülür düğümün
iliklerine korku sızar
anlamı yoktur ahde döndüğünün
şimdi kime imrendiğin bilinmez
gün gelince kıtmire özenirsin
yanınca cici ellerin
hangi rabbine güvenirsin?..
Mar
01
2008
virane kentte uyanmışken dünyaya
sesin geldi bir anda
arandım bulamadım yumuk ellerini
yankılandı herşey meleklerin dudağında
koştum sınırlara
dar geldi kainat
yoktu gölgen
cedelleştim gözlerimle
yine de yaşım aktı
bir dilim toprağa
çiçek açtım bahar oldum
yaz oldum kış oldum
hiç bir fasılda yoktun
ben de sensizlikte kayboldum…