Ağu
06
2008
Şantiyeden geldim üzerimi değiştirdikten sonra balkona oturdum. Rüzgarda iyi serinliyorum. Dış kapının telini birileri çekti. İçerden zil sesi geldi. Gidip bakmam lazım, bakasım da yok zil bidaha çaldı. Yerimden kalktım kapıyı açmaya gidiyordum ki annem kapıyı çoktan açtı. Kapıda küçük bir erkek çocuğu vardı. Yaşı 9 filan anca. Annemi görür görmez “Teyze ben camiye gidiyorum, Kur’ana geçtim, evimizde Kur’an yok, alacak paramız da yok, ne olur bana biraz para verin de Kur’an alayım” dedi. Annem “Sana para değil Kur’an versem olur mu” dedi Çocuk “Süper olur” diye bağırdı. Annem kitaplıktaki harfleri en rahat okunan Kur’anı getirdi. Bir de çanta ayarladı belinden yukarı gelecek şekilde omzuna asıp yolladı çocuğu. Ben bunlara biraz kulak misafiri olduktan sonra balkona geri gittim. Aradan 15 dakika mı ne geçti. Yine zil çaldı, bu kez ben açtım kapıyı, annem yorulmasın diye. Yine aynı çocuk, elinde bir Horoz var. “Teyze bana Kur’an vermişti ,ben de civcivken alıp büyüttüğüm horozumu size vermek istiyorum lütfen kabul edin” deyip dışkapıdan içeriye horozu salıverdi. Ben “Hayır hiç gereği yok” falan diyemeden çocuk kaçmaya başladı. Aklıma geldi cebimde babannemin verdiği miktarı önemli olmayan bir para vardı. Çocuğun peşinden koştum her ne kadar koştum desem de siz anlayın ki yürüdüm(Fitness salonunda sakatlandım pek koşamıyorum). Elemana caminin önünde anca yetişebildim. Ve gık demeden cebine parayı sokuşturdum. Yüzüme baktı ben de ona baktım gözlerimiz neredeyse aynı anda ve aynı dolulukla yaş akıtmaya başladı. Bir daha bakamadan ikimiz de evin yolunu tuttuk.(İşte her şey ya nasip)
Mar
26
2008
“İçi titreyerek korku duyanlara” indirileni okumak, heykeltıraşın hayatında yeni bir sayfa açtı. İlkokul, ortaokul, lise, üniversite; İstanbul, Paris, Londra; bunca yer bunca zaman bunca insan neden daha önce bunlardan bihaberdi. Sanki her şeye perde çekilmiş sanki her şey maskelenmişti. Ellerini değdiği seramik çamuruna baktı ve “lanet olsun” dedi. İçten bir lanet olsundu bu. Kendi yaptığı heykelciklere hayranlık duyuyordu ve insanlar da hayrandı. Ama onlara hayranlık duymak ne kadar mantıksızdı. Bir şeylerin kopyasıydı. İlham denen şey “göktekilerin yerdekileri hatırlatmasından başka bir şey değildi. Eser ise yerdekilerin küçük bir kopyasıydı. Üzerinde günlerce çalıştığı heykelin burnunun üzerine var gücüyle bir yumruk salladı. Heykelin suratı yamulmuştu. Atölyesinden çıkarken niyeti atölyeyi içindeki her şeyle birlikte satıp arkadaşlarından çevresinden uzaklaşarak kendini O’nu okumaya vermekti. Arabaya bindiğinde sol kolunda beliren ağrının kalp krizi belirtisi olduğunu anlamıştı. Ancak bu üçüncü krizdi ve ona biçilen yaşam son bulmuştu. Eserleri ölümünden sonra çok ünlendi. Özellikle burnunu kırdığı heykel şaheseri olarak görülüyordu.

Şub
08
2008
evet tam bunu düşünürken yeni doğan güneşin içimde oksijene dönüşeceğini düşünürken mazhar fuat özkan girdi sabahın köründe hayatıma ismet özel’in milli park şiirini bestelemişler çok güzel olmuş. dinlemenizi tavsiye ederim.mazhar fuat özkan’ın agu albümü yeni çıktı zaten heryerde bulunur. MİLLİ PARKBiliniyor şarkıların sırası bizdeBiliniyor hayat bizden razıdırOtların sarardığı yerlerde güneşKurşunun değdiği yerde heves kalmıştırBeni artık kimseler aramasınAşkın en tabanında yattığım anlaşılmasınKorkunçtur yalnızlığımız Bir oyun oynanır oyalanırızOrman değiliz artıkMilli parkızGözyaşları gizlenirİdare edilir durumİstesek de istemesek de Beraberiz yavrumŞimdi bir çok sayfasını Atlayarak bitirdiğim şu kitabınBaşından başlayabilirim deSonsuz gözyaşların