Nis 05 2008
MAHALLİ BELGESEL

Yaz sıcağının baş ağrıları ve iç bulantıları yaşattığı bir günde akşamın gelişi, evlerin önleri maşrapalarla yıkanmaya başlayınca anlaşılır. Öğle sıcağında top koşturan çocuklar tatlı su çeşmesinde güneş geçmiş başlarını ıslatırlar ama güneşi geçiremezler. Çareyi çeşmenin sol yanındaki söğüdün altına çömelerek bulurlar ılık rüzgâr yangınlarını alır gibi olur. Aynı rüzgâr, bir de yolun karşısındaki şantiyede yevmiyelerini almakta olan inşaat işçilerinin enselerini üfleyerek serinletir.
Mahalle, uzun yıllar hem aileler olarak hem de binalar olarak aynı kalmış hiçbir değişiklikle uğraşmamıştır. Yolun sonundaki büyük şantiyeden yayılan her kazma sesi mahallelinin kaylule uykusunu kaçırsa da inşaattaki tüm gelişmeler mahalleliyi cezp etmektedir. Şantiyeden mahalleye doğru yol boyunca bisikletçinin, yorgancının, bakkalın, terlikçinin ve muhtarın dükkânları sıralıdır. Her dükkânın mahalleye kattığı hava başkadır.
Bisikletçiyi delikanlılar doldurur. Motosikletlerinin bujisini tamir ettirmek ya da velespitin havası inen tekerine hava bastırmak bahanesiyle uğrarlar bu dükkâna. En hızlı uçuş denemeleri bu dükkânın önünde yapılır. En büyük kavgalar bu dükkânın önündeki kaldırıma kan dökmüştür geçmişte. Gençlerin deliren kanları ancak ezanın sesiyle teskin olur. Hepsi doğdukları günden beri abdestlidir. Değilseler de öyle denilir. Abdestsizim demek karizmayı yüz kilometre hızla duvara çarpmak demektir.
Ezan sesi duyulunca muhtarın dükkânına toplanan kalabalık birden şadırvana koşuşur. Hâlbuki az önceki siyaset ve memleket tartışmalarının harareti gündüzün sıcağını ikiye katlar derecededir. Yaklaşan seçimler, mahallelinin askerdeki evlatlarından geciken telefonlar, pkk terörü, Irak savaşı yani bilumum heybe de ne birikmişse hepsi konuşulur. Bu konuşmaların seslerini, kendilerine daha sonra dinletseniz hiçbirisi kendi sesi olduğunu kabul etmez.
Yorgancı dükkânı dolu olmaz hiçbir zaman ama kapısının önünden geçen genç kızlar vitrine yerleştirilmiş çeyizlik eşyalardan gözlerini alamazlar. Yorgancı da az sansar değil hani. Hep en pahalısından getirir eşyayı. Yorgancı bilir, onlar günün birinde mahallenin kızlarından birinin evini süsleyiverir.
Terlikçi diğer dükkânların sahiplerine inat bayandır. Dolayısıyla müşterileri mahallenin anneleri ve evde kalmış kızlarıdır. Bu dükkânın duvarları dile gelse mahallenin tüm dedikodularını bir nefeste sayıverir size. Hanım dükkân sahibi bu durumdan zaman zaman şikâyetçidir. Dükkân her gün dolmaktadır ama satışlar karın tokluğunadır. O şikâyet ettiğinde müşterilerin hepsi koyunlarında sakladıkları paraları çıkarırlar falan yerdeki akrabalarına terlik alırlar;ama ertesi gün o terliği kendileri giyerler.
Bakkalın müşterisi bu saatlerde sabittir. Mahallenin sıpaları onu boş bırakmaz. Yaşlı adamı parmaklarında oynatırlar. Babalarına dayata dayata para koparırlar onu da özlerine deymeyecek zıkkımlara yatırırlar. Bakkalın önünde paylaşamaz birbirlerine girerler. Evi kimin en yakınsa en çok o estirir rüzgârını diğerleri ona yumruk bile atamaz.
Bisikletçinin önünde çalışan mobilet marka motorlar, normal hızda giderken nerede tek başına ya da anasıyla yürüyen bir kıza rastlasa illaki ilgi çekecek bir şekilde ses çıkarırlar. Kız da normalde anasına ses çıkartmaktan korkarken orada bir şahlanır ki anası korkar hemen baş göz etmenin çarelerini arar. Ama bizim mobiletçiler fakirdir. Ne kız isteyecek akrabaları vardır ne de bir kızı mutlu edecek paraları. Sürekli cepten yeseler de baki kalan umutları vardır.
Mahallenin sonundaki şantiyenin mahallelinin umutlarında yeri olsa da bilirler mahallelerine akın edecek zenginlerin onların anılarına pusu kuracağını. Bisiklet dükkânına uğrayan gençler, zenginlerin dükkânlarında çalışmak isterler de bir daha hiçbir kızın böylesine kendilerini umursamayacağını düşünemezler. Terlikçisi, yorgancısı, muhtarı mesleklerini bırakıp apartmanın kapıcısı olmak için koşturacaklardır. Belki apartmanda yaşayacaklar belki paraları olacak ama hem apartmanın hem de paranın kölesi olacaklar.
Ve şantiyede çalışmakta olan genç amele, sigara kâğıdına yazdığı türküyü bağıra bağıra okuyarak mahallenin sonuna kadar yürüdü. “Evlerinin önü yoldur” türküsü mahallede birkaç kez daha duyuldu sonra bir daha duyulmaz oldu…