Tag Archive 'sami yaylalı'

May 12 2008

Rasim Özdenören’e Genç ziyareti

Published by admin under genç

p5090007.JPG

Geçtiğimiz cuma gecesi saat 23:30da Rasim Baba’nın evine gittik. Ekip’de kimler vardı derseniz: M.Lütfi Arslan(Genç Dergisi Editörü), Asım Gültekin(Cafcaf Dergisi editörü) Mustafa Kaman(Ölçü Dergisi Yazarlarından), Mustafa Özcan( Ölçü Dergisinin danışmanlarından) ve fakir.

Rasim Abi ile Türk Dil Kurumundan Türkçe’yi en güzel kullanan yazar ödülü  ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Çankaya Köşkünde edebiyatçılara verdiği yemek üzerine konuştuk.

Ayrılırken de Genç dergimizden ve Ölçü dergimizden hediye ettik.

2 responses so far

May 07 2008

Anadolu’ya Dokunmak

Published by admin under Fakir ve Ruznamesi

  1. Gezmeyi seviyorum şehir şehir gezmeyi seviyorum. Gördüğüm her yeri sahiplenmenin yollarını arıyorum. Akan bir ırmakta suya kanıyor, mor kırmızı kahverengi her renkten toprağa kendimden bir parçaymışçasına dokunmak istiyorum.Ağaçlara aşklarını kazıyanlara kızmıyorum kızamıyorum.Patikaları çizen merkeplere teşekkür ediyorum. Sürü sürü koyunlara, onları koruyan boynu laleli kuçulara, onları yöneten çobanlara, onların gafletini gözleyen kurtlara selam ediyorum.Her yörede o yörenin türküsünü söylemeyi görev biliyorum. Nerede bir mezar taşı görsem belki ruhlarına fatiha okuyacak biri kalmamıştır diye düşünerek bir fatiha okuyorum
  2. Oturduğum yerden Türkiye’yi Anadolu’yu vatan ilan etmek bana mantıklı gelmiyor. “Orda bir köy var uzaktadır” şarkısı bana saçma geliyor.
  3. Keşke diyorum Egeliler doğuyu da sahiplenmek için doğuya dokunmak için yola çıksa. Nemrut dağında güneşin doğuşunu görseler, fırattan su içseler, kebanda keklik ötüşleriyle uyusalar, benim için altından daha değerli olan zeytinlerini zeytin yağlarını bir doğulu kardeşiyle paylaşsalar. O kardeşe kim silah kuşandırabilir?
  4. Tayfun Talipoğlu gibi mi konuşuyorum? Bilmem ama Anadoluyu seviyorum bunu anlatamam

No responses yet

May 05 2008

Tekme

Published by admin under öykümsüler

 

Böbreğime tekme gelince ister istemez uyandım. Gözlerimi açtığımda karanlık odamda göz gezdirdim. Tekmeyi vurana dair bir iz aradım. Mümkün müydü bulmak? Gözlerimi kapamaya çalıştım acıyı hissetmeme rağmen bir kâbustu diye düşündüm. Zorla gözlerimi yumdum. Gözkapaklarımın işe yaramadığını gördüm. Çok sert bir tekme daha bu kez belime gelince tekmenin geldiği tarafa döndüm. Gözüm her ne kadar kapalı olsa da görüyordu tekmeyi vuranı. Saçları kır, çelimsiz, oldukça yaşlı bir kadındı bu sert tekmelerin sahibi. Yüzüne baktım kırışıklıkları gerdirseniz iki tane yüz çıkardı. Benim döndüğümü fark etti ama yüzünü ayağından başka yere çevirmedi. Ben de ayağına baktım. Ayağı yoktu. Vardı ama ayağı sadece ayakkabısıydı. Dizinin altından kesilmiş pantolon görünümlü eteğiyle ayakkabısı arasında görünen bir et yoktu. Bu sefer gözümü açtım. Aynı şeyi görüyor olmak benim korkumu ikiye katladı. Yeniden yüzüne bakmak istediğimde bana: “Kalk suya git sonra da görevini yap!” dedi. Soru bile sormaya cesaret edemedim ve suya gittim. Döndüğümde yoktu. 

Yatağıma döndüm. Yarım saat sonra güneş doğdu. Uyuyamadım kalktım evin odalarını dolaşmaya başladım. Salona gittim. Kitaplığın önündeki kanepeye uzandım. Salon en serin odamızdı. Kısa kollu tişörtüm yüzünden kollarım üşüyordu. İçim bulanmaya başladı. Boynumu kanepenin koluna dayadım. Böyle yapınca bulantım giderdi. Gözlerimi kapadım kendimi kontrol ettim görmüyordum. Uyumaya çalıştım uyuyamadım bulantım geçene kadar salonda kaldım. Mutfaktan gürültüler gelmeye başladı. Mutfağa gittim annem her zamanki gibi kahvaltıyı hazırlamıştı. Uyanan geliyordu kahvaltı yapmaya. Mutfakta, gece gördüğüm kadına ait bir iz aradım. Bulamayınca yemeye koyuldum. Çok yiyor olduğumu annem fark etmiş. Elime kaşığıyla vurdu. “Yeter!” dedi. Sesini gece gördüğüm kadına benzetmeye çalışsam da benzemiyordu. O gün bütün odaları dolaştım. Her odada onu aradım bulamayınca biraz daha rahatlıyordum. 

Gece ikide yatağıma girdim. Uyumayacaktım bekleyecektim gelip gelmeyeceğini. Gelirse kapıdan girerken tutacaktım elinden. Seher vaktine erince kendimi iyice hazırladım kapıya mıhladım gözlerimi. Ha geldi ha gelecek derken belime dünkünden daha sert bir tekme indi. Uğundum yatağın içinde. Sesim çıksın diyordum belki yan odada yatan dedem duyardı. Ama ne sesim çıkıyordu ne de acım geçiyordu. Ne yüzüne bakmaya cesaretim vardı ne de elini tutmaya biliyordum eli de yoktu. Öylece beklerken o elimden tuttu elini gördüm yumuş yumuş pürüzsüz ve damarları gözükmeyen bir eldi. Bağırdı peşi sıra “Kalk suya git sonra da görevini yap!”. Kalktım suya gittim. Döndüğümde yine olmayacak diyordum. Ama gitmemişti. Bu kez eliyle yatağımın yanındaki halıyı gösterdi. “Görevini yap!” dedi öncekinden daha düşük bir tonda. Halının üzerine gittim. Eliyle ima ettiği şekilde görevimi yaptım.

Görevimi yaparken öylece duruyordu. Görevim bittiğinde konuşmaya başladı. “Bir daha beni ayağına getirtme her gün böyle yapacaksın suya gidip agah olacaksın sonra da görevini uygulayacaksın zamanla anlarsın gözlerinin beni nasıl gördüğünü ama zamana dikkat et her gün tam bu vakitte!”dedi ve kapıya yöneldi. Çıkıp gitti. Peşinden koştum. Yoktu. 

Onun hayalet olduğuna kendimi inandırmak istemiyorum. Ki o hayalet değildi. Çünkü hayal etmediğime emindim. Elimden tuttuğunda sıcağını hissettim. Tekmelerinin acısı belimde hala. O hayalet değildi. Kapılardan çıkıyordu. Duvarlardan geçmek bilmiyordu. Bildiği tek şey görevimi bana yaptırmaktı. Görevimi yaptığımda gelmiyordu. Ya gelirse diye geciktirmeyi bile düşündüm görevimi ama gelmedi. 

Aylar sonra çizimler için okulda sabahlamıştık. Gece üçe doğru odaları gezen güvenlik görevlisiyle konuşuyordu iki arkadaşım. Ben de ayakta çizim yapmaktan bitkin düşüp masaları birleştirerek uyumayı denedim. Montumu yorgan, masanın tablasını çarşaf bilip vurdum kafayı yattım. Biraz kestirdikten sonra belimde o tekmelerin sancısını hissettim. Kalktığımda o yoktu. Bana miras bıraktığı tekmelerinin acısı beni uyandırmıştı. Ben de gittim görevimi yaptım. Hiçbir gün daha gelmedi, tekmelerin acısı da hiç gitmedi.

Ölçü Kültür Edebiyat Düşünce dergisinde yayımlanmıştır.

One response so far

Nis 15 2008

Yazarlar Birliği Kongresi ve Alacalı A.Ş.

Published by admin under Fakir ve Ruznamesi, Önemli

12 Nisan Cumartesi

Asım Gültekin abi ve Murat Küçükçifçi ile birlikte T.O.B.B. kongre merkezinde düzenlenen Türkiye yazarlar birliği kongresine katıldık. Sevdiğimiz yazarların çoğu vardı ancak katılım nedense azdı. Hatta genç diyebileceğimiz 5 kişi vardı.

Bu durum bana geçtiğimiz hafta Server vakfında Alaaddin Özdenören’i anma programı çerçevesinde konferans veren Şair Arif Ay’ın söylediği bir sözü hatırlattı. Arif Ay:” Tarihi damardan güç alarak oluşturulmaya çalışılan kültürel çevre, malesef müslümanların da bir partisi olunca akim kaldı” demişti.

1980 sonrasında doğan 5 kişinin olduğu kongrede Mehmet Doğan, Hicabi Kırlangıç,Hasan Celal Güzel, Eski tarım bakanı Sami Güçlü gibi adını basında sıkça duyduğumuz insanlar konuşmalar yaptı. Hepsi de kendi çerçevesinde güzeldi ama onların sözlerinden gözleri parlayıp yeni bir şeyler ortaya koymaya çalışacak genç nesilden neredeyse kimse yoktu.

Bu durumu aşmak için hepimiz bulunduğumuz bölgedeki sosyal kültürel faaliyetlere katılmalıyız. Bunu yaparsak hem kendimizi geliştiririz hem de bu millete belki de en ihtiyacı olduğu yardımı yapmış oluruz. Bugün devletimizin başına gelenler olmamız gereken yerlerde bulunamadığımız için gelmiyor mu?

15 Nisan Salı

Bugün sınıfçak Alacalı A.Ş. nin prefabrikasyon şantiyesine gittik. Yüksek Mimar A. Fatih Sayan bize prefabrikasyon mantığını ve Türkiye’de ilk kez Alacalı a.ş. nin yaptığı prefabrik sistemi anlattı.Daha sonra şantiyeyi gezdik. İlerde bu teknolojiyi kullanabileceğimi düşünüyorum hayırlısı.Merak edenlere:http://www.alacali.com.tr/tr/

One response so far

Nis 05 2008

MAHALLİ BELGESEL

Published by admin under öykümsüler

Yaz sıcağının baş ağrıları ve iç bulantıları yaşattığı bir günde akşamın gelişi, evlerin önleri maşrapalarla yıkanmaya başlayınca anlaşılır. Öğle sıcağında top koşturan çocuklar tatlı su çeşmesinde güneş geçmiş başlarını ıslatırlar ama güneşi geçiremezler. Çareyi çeşmenin sol yanındaki söğüdün altına çömelerek bulurlar ılık rüzgâr yangınlarını alır gibi olur. Aynı rüzgâr, bir de yolun karşısındaki şantiyede yevmiyelerini almakta olan inşaat işçilerinin enselerini üfleyerek serinletir.

 

Mahalle, uzun yıllar hem aileler olarak hem de binalar olarak aynı kalmış hiçbir değişiklikle uğraşmamıştır. Yolun sonundaki büyük şantiyeden yayılan her kazma sesi mahallelinin kaylule uykusunu kaçırsa da inşaattaki tüm gelişmeler mahalleliyi cezp etmektedir. Şantiyeden mahalleye doğru yol boyunca bisikletçinin, yorgancının, bakkalın, terlikçinin ve muhtarın dükkânları sıralıdır. Her dükkânın mahalleye kattığı hava başkadır.

 

Bisikletçiyi delikanlılar doldurur. Motosikletlerinin bujisini tamir ettirmek ya da velespitin havası inen tekerine hava bastırmak bahanesiyle uğrarlar bu dükkâna. En hızlı uçuş denemeleri bu dükkânın önünde yapılır. En büyük kavgalar bu dükkânın önündeki kaldırıma kan dökmüştür geçmişte. Gençlerin deliren kanları ancak ezanın sesiyle teskin olur. Hepsi doğdukları günden beri abdestlidir. Değilseler de öyle denilir. Abdestsizim demek karizmayı yüz kilometre hızla duvara çarpmak demektir.

 

Ezan sesi duyulunca muhtarın dükkânına toplanan kalabalık birden şadırvana koşuşur. Hâlbuki az önceki siyaset ve memleket tartışmalarının harareti gündüzün sıcağını ikiye katlar derecededir. Yaklaşan seçimler, mahallelinin askerdeki evlatlarından geciken telefonlar, pkk terörü, Irak savaşı yani bilumum heybe de ne birikmişse hepsi konuşulur. Bu konuşmaların seslerini, kendilerine daha sonra dinletseniz hiçbirisi kendi sesi olduğunu kabul etmez.

 

Yorgancı dükkânı dolu olmaz hiçbir zaman ama kapısının önünden geçen genç kızlar vitrine yerleştirilmiş çeyizlik eşyalardan gözlerini alamazlar. Yorgancı da az sansar değil hani. Hep en pahalısından getirir eşyayı. Yorgancı bilir, onlar günün birinde mahallenin kızlarından birinin evini süsleyiverir.

 

Terlikçi diğer dükkânların sahiplerine inat bayandır. Dolayısıyla müşterileri mahallenin anneleri ve evde kalmış kızlarıdır. Bu dükkânın duvarları dile gelse mahallenin tüm dedikodularını bir nefeste sayıverir size. Hanım dükkân sahibi bu durumdan zaman zaman şikâyetçidir. Dükkân her gün dolmaktadır ama satışlar karın tokluğunadır. O şikâyet ettiğinde müşterilerin hepsi koyunlarında sakladıkları paraları çıkarırlar falan yerdeki akrabalarına terlik alırlar;ama ertesi gün o terliği kendileri giyerler.

 

Bakkalın müşterisi bu saatlerde sabittir. Mahallenin sıpaları onu boş bırakmaz. Yaşlı adamı parmaklarında oynatırlar. Babalarına dayata dayata para koparırlar onu da özlerine deymeyecek zıkkımlara yatırırlar. Bakkalın önünde paylaşamaz birbirlerine girerler. Evi kimin en yakınsa en çok o estirir rüzgârını diğerleri ona yumruk bile atamaz.

 

Bisikletçinin önünde çalışan mobilet marka motorlar, normal hızda giderken nerede tek başına ya da anasıyla yürüyen bir kıza rastlasa illaki ilgi çekecek bir şekilde ses çıkarırlar. Kız da normalde anasına ses çıkartmaktan korkarken orada bir şahlanır ki anası korkar hemen baş göz etmenin çarelerini arar. Ama bizim mobiletçiler fakirdir. Ne kız isteyecek akrabaları vardır ne de bir kızı mutlu edecek paraları. Sürekli cepten yeseler de baki kalan umutları vardır.

Mahallenin sonundaki şantiyenin mahallelinin umutlarında yeri olsa da bilirler mahallelerine akın edecek zenginlerin onların anılarına pusu kuracağını. Bisiklet dükkânına uğrayan gençler, zenginlerin dükkânlarında çalışmak isterler de bir daha hiçbir kızın böylesine kendilerini umursamayacağını düşünemezler. Terlikçisi, yorgancısı, muhtarı mesleklerini bırakıp apartmanın kapıcısı olmak için koşturacaklardır. Belki apartmanda yaşayacaklar belki paraları olacak ama hem apartmanın hem de paranın kölesi olacaklar.

 

Ve şantiyede çalışmakta olan genç amele, sigara kâğıdına yazdığı türküyü bağıra bağıra okuyarak mahallenin sonuna kadar yürüdü. “Evlerinin önü yoldur” türküsü mahallede birkaç kez daha duyuldu sonra bir daha duyulmaz oldu…

 İlk kez ÖLÇÜ kültür edebiyat ve düşünce dergisinde yayınlanmıştır.

One response so far

Mar 01 2008

ESMER GÖKYÜZÜ

Published by admin under Şiirimsiler

esmer bir gökyüzü düşün.

söz!

pamuk tarlalarını ben koyarım.

güneşe sahip çık.

gündüzler yanmasın.

gökten haber dinle.

dünya uyanmasın.

No responses yet

Mar 01 2008

ŞİİR VE ŞAİR

Published by admin under Şiirimsiler

şiirler döner yolculuktan

şairler karşılar

o sisli rüyalardan arındırarak

bir toplum şairin hinterlandı sayılır

coğrafya kitaplarına şiir yazılarak…

No responses yet

Mar 01 2008

yorgun

Published by admin under Şiirimsiler

yaz yorgunuyum

çalışmaktan değil

çalışacağım diye konuşmaktan

hep o yoğunluğu vurgulamaktan

belki de ağır sözcükler kullanmaktan

bıraksalar şezlong taklidi yaparım

boş bulduğum kum tanesine aşıkm olurum…

No responses yet

Mar 01 2008

Şölen 3

Published by admin under Şiirimsiler

Köroğlunu unutma

kör kızına bakma

dualar et duasız kalma

kör kuyudan su çıkartma

dualar et duasız kalma…

One response so far

Mar 01 2008

şölen 2

Published by admin under Şiirimsiler

kapat kapıları avlunun içine

vur tokmağı davulun diline

horon teperken dağlar

tuluma yüklen derin üfle

dadaşa gakkoşa el ver

kalk makamında türkü söyle

yat makamında ninni

her söylediğinde yemin tut

tuluma yüklen derin üfle…

No responses yet

Next »