www.samiyaylali.com ile ilgili görüşlerinizi ve tavsiyelerinizi burada yazabilirsiniz
19 Responses to “Ziyaretçi Defteri”
1
rabia Says:
Öncelikle s.a genç dergisine daha bu sene abone oldum. Ama daha önceden olmadığıma pişmanım.Bu dergileri bizlere ulaştıran bizler için yazan herkesin Allah yardımcısı olsun.[bu arada Osman Nuri Topbaş hocamızında düşüncelerinede yer verdiğiniz için teşekkür ederim.Çok sevindim.]
hisler ulvî olunca yazıya dökülenler de öyle oluyor.Allah(c.c) nazardan saklasın.” Çocuklarınızı kendi yaşadığınız çağa göre değil; onların yaşayacağı çağa göre yetiştirin” Hz.Ali.Bu sözden yola çıkarak öncelikle anne-babanızdan Allah razı olsun derim.
Sizin gibi Gençler zor bulunur ama sayenizde sayılar artacak,dua ve ümit ediyorum.
( YAYINLANMASI İSTEĞİYLE, SELAMLAR )
Er Ramazan’ı Kurtarmak!
İpsala’nın dere köyünde, çığlık çığlığa dünyaya gelen gül kokulu yavruya, Silistre gazisi dedesinin adını vermişler. Gürbüz çocuk, kırlarda koşuyor, yorulunca da terli bedenini Meriç’in serin sularına bırakıyormuş.
Bir vakit sonra, tarlada çalışmaktan eli nasır bağlamış; yedisine basınca siyah önlüğünü giymiş, kolalı yakalığı, ütülü mendili; kendinden ağır sırt çantasıyla okulun yolunu tutmuştu.
Sıradışı davranıyor; soruyor, soruyor… Öğretmeni, yasaksavar cevaplar veriyor; lakin, kuşkularını artırmaktan, içindeki yangını körüklemekten öteye gitmiyormuş. “Tarladan kabzımala verdiğimiz, pazarda üç katına çıkıyor; köyümüzün asfaltı yine gecikti, neden?”
Öğretmeni, soluğu Ramazan’ın evinde almış: “Bu çocuk başıma iş çıkaracak? Dayak yasak olmasa ben bilirim yapacağımı, neyse…!” Anası, okula her yollayışında, tatlı sert uyarıyor; lakin, nasihat kar etmiyormuş.
Beşi bir olup, bir çocuğu kıstıranlar, onu görünce tüyüyor; yakaladığının pestilini çıkarıyormuş. Amansız gücüyle, kimsesizlerin kimi, çaresizlerin çaresiymiş.
Akşam ajansı başlamayagörsün, kimseye rahat vermiyor; zincirleme sorular, yorgun argın eve düşen babayı canından bezdiriyormuş:
“Sakarya depreminde, Acil’in bayan doktoruna, ‘Bu halinle hastaneye giremezsin!” demişler… Dovcons endeksi, ülkeleri Büyük Beyaz Reis’e mahkum etmiş; neden? Okulda öğrendiği resmi tarihmiş, bir de gayriresmisi varmış. Niçin ‘giden gelmiyor’muş, ‘acep ne iş’miş?
Meriç’in, Ardahan’ın ötesine ne olmuş; Batum, Kremlin’e; On İki Adalar, Helen’e; Bağdat, Britanya’ya; ‘çevresi mübarek kılınmış şehir’, ‘peygamberlerini şehit eden kavme’… nasıl peşkeş çekilmiş? En çok Abdülhamit seviliyormuş, oralarda; bir daha da gelmemiş öylesi.
O, rayları Pay-i taht’tan Şam’a, oradan Kudüs’e, son durak Mekke’ye uzatırken nasıl da, asırlar ötesini gören bir vizyona sahipmiş? Sahi, Otuz Bir Mart, Perapalas’ta zil zurna demlenen pırpırlıların marifeti miymiş? Kızıl Sultan(!) orada mı mimlenmiş?
İsrail’i ilk, Cezayir’i en son tanıyan hariciye, kimin hesabına çalışıyormuş; Nahcivan kan ağlarken niye susma hakkını kullanmış? Milyonlarcası Firdevs’e uğurlanan Uygurlunun cellatlarına ‘devlet üstün hizmet ödülü’ vermek hangi değerle örtüşürmüş?
Kafkasya’da, sadece kendileri için değil, Anadolu için de vuruşan Şamil’in torunları, görüldükleri yerde gizli servise peşkeş çekilip, apar topar Sibirya’ya yollanacakmış; bu kararda da, anlı şanlı Turancıların parmağı varmış, neden?
Dedesinin kırk yıldır elinden bırakmadığı eski(meyen) yazıya ne olmuş; muhtar, ilçeye indiğinde bir yerlere uğrarmış da ser verip sır vermezmiş. Bir seferinde kaymakam, ahaliyi köy meydanına toplayıp, “Reyinizi bu adama verdiniz verdiniz; yoksa!”
On beşinde, babası elinden tutup, liseye yazdırmış. İlçeye ikinci gelişiymiş; ilkinde, ateşler içinde cayır cayır yanaken, ille de “Senet yaptır; yoksa bakmayız; ya da dilersen Sosyal Yardım’dan kağıt getir!” diyerek; kocaman adamı, manifaturacıdan, yalvar yakar beş yüz lira dilenmeye mahkum etmişler; bu da Ramazan’ın içine oturmuştu.
Köylüleriyle bir evde kalıyor; ilk günlerde canına tak diyen hasretlik, zamanla yerini rutin duygulara bırakıyormuş; eline ne geçerse okuyor, takvim yapraklarını su gibi içiyormuş.
“Bu kavga niye; yaratılışta eş, secdede kardeş yüzlerin toprağına fitne tohumunu kim ekti; hangi etik değer(!), seçmediği meziyetten dolayı ötekini köleleştirebilir? Renklerin ve dillerin üstünlüğü, şirk değil de nedir?
Benim istediğim kadar hürsün; biz üstünüz, siz teba; Çanakkale’de bizimle savaşmışsın, doğru; hatta, Malazgirt’te de ordunun yarısı senin; Hamidiye alayları da… hepsini al, senin olsun; biz artık, yepyeni bir ulusuz!
Taşnak, Posof’tan Midyat’a yakıp yıkar… taş üstünde taş, kelle üstünde baş komazken, mertçe canını siper eden de sendin; ama şartlar değişti, kusura kalma; biz yolumuza böyle devam edeceğiz; işine gelirse…!” aymazlığı hangi izmin çöplüğünden çıkmış?”
Ramazan, okulunun gözdesiymiş; akranları, nerde bir eğlence koşup dururken; o, gözleri kan çanağına dönmüş halde, elindeki “Yalan Söyleyen Tarih Utansın!”la uyuyakalırmış. “Uluslarası İlişkiler okuyacağım; Telaviv’in ipliğini pazara çıkaracağım!” diye ahdetmiş.
Çözüm, özgüven, cesaret, ilim, ahlak… onda toplanmış; ‘Bütün kitapların bir tek Kitap’ı anlamak için yazıldığı’ engin bir limana demir atmış.
Acı haber tez zamanda yayılmış, Üsküp Şairi’nin:
“Hiç bitmeyecek bir zevk verirken beste / Bir tel kopar, ahenk ebediyyen kesilir!” dizeleri sanki onun için yazılmıştı. Artık, evin direğiydi Ramazan. Babasının yokluğunu hissettirmeyecek, çalışıp sabır yumağı anasına, iki de karındaşına bakacaktı.
“Olsun, ben de ilçeye reis olurum; bu da bir şeref; hem sonra, ‘halka hizmet, Hakk’a hizmet’ olduktan sonra!” diye kendini avutuyordu. Nice sonra nişanladılar onu. Hayatın yükünü, iyiden iyiye omuzlarında hissediyor, birkaç yıl sonrasının hesabını yapıyordu.
Teskere dönüşü İpsala’da gazete çıkaracak, nerde bir hak ihlali varsa tepesine binecek, “Haksız, haklıya, hakkını verene kadar benim yanımda zayıf; haklı, haksızdan hakkını alana dek benim yanımda güçlü!” Ömer buyruğunu burçlara dikecek, zor gün dostu olacaktı.
Gün oldu; eline kına yakıldı. Bir daha da haber alınamadı.
Tarık Sezai KARATEPE
(Yayımla derken nerede yayımlamam gerektiğini anlamadığım için yazınızı eklediğiniz yerde yayımlıyorum)
Mimari yarışmaları araştırırken ziyaret etmiş bulundum siteni.Mimar ve yazar bir arkadaşın sitesinde olduğumu anlayınca daha da merakla inceleme gereği duydum siteni.
s.a sami siten çok güzel olmuş.. deden ve baban gibi muhterem insanların yüzlerini güldüren ağartan bi evlat ve çalışkan (bu devirde zor bulunuyor) bir delikanlısın gayretini çalışkanlığını tebrik ederim..allah utandırmasın..başarılarının devamı diliyorum..kolay gelsin.
Merhaba Sami Bey, Ben Gudul’de ziyaret ettiginiz Annem Ayse Ersoy’un ingiltere’deki en kucuk kiziyim. Bugun isvecte’yim is geregi ve emaillerime bakarken istanbul’daki bir arkadasim annemden bahsettiginiz link’i bana yolladi. O kadar sevindim ki anlatamam. Annem bana bahsetmisti sizleri evde konus ettiginden ve hatta ben buralardan da edindigimiz bireysellikle nasil o kadar insani sigdirdin eve, yorulmussundur falan demistim. Cok mutlu idi ve hatta sizin bir cok resim cektiginizi ve mektupla yollayacaginizi soyledi. Tabi annemin internet imkani olmadigi icin hala mektup bekler ve cok sevinir gelen mektuplara.
Tekrar tesekkur ederim ilginizi yazinizda belirttiginiz icinm eger baski resmi yollamak isterseniz mektupla, Ayse Ersoy, Yukari Mahalle Albayrak sokak Gudul diye yollayin gider,
Sevgiler ve calismalarinizda basarilar, Ayse Ersoy
selamünaleyküm sami abi yazılarını okuyorum ve çok beğeniyorum Allah razı olsun yanlız senden bi isteğim var abi ben kahramanmaraşlıyım ve genç dergimizin çalışmalarını kahramanmaaş ta da görmek istiyorum neden genel de konya istanbul veya metropoller sütçü imamın torunlarını unutmayın biz sizleri seviyoruz siz den güzel şehrimiz için etkinlik açılımı bekliyoruz inşallah dikkate alırsınız selam ve dua ile Allah yar yardımcınız olsun
Öncelikle s.a genç dergisine daha bu sene abone oldum. Ama daha önceden olmadığıma pişmanım.Bu dergileri bizlere ulaştıran bizler için yazan herkesin Allah yardımcısı olsun.[bu arada Osman Nuri Topbaş hocamızında düşüncelerinede yer verdiğiniz için teşekkür ederim.Çok sevindim.]
Mart 8th, 2008 at 22:30hayırlı olsun sevgili kardeşim…çok güzel olmuş…
Mart 23rd, 2008 at 22:09sevgili sami yaylalı. merhaba.
yeni siten için kutluyorum seni…
tasarım ve içeriği beğendim.
umarım sen de iyidirsin.
Allah yar ve yardımcın olsun..
muhabbet ile..
selçuk küpçük
Nisan 11th, 2008 at 13:32hisler ulvî olunca yazıya dökülenler de öyle oluyor.Allah(c.c) nazardan saklasın.” Çocuklarınızı kendi yaşadığınız çağa göre değil; onların yaşayacağı çağa göre yetiştirin” Hz.Ali.Bu sözden yola çıkarak öncelikle anne-babanızdan Allah razı olsun derim.
Mayıs 8th, 2008 at 09:46Sizin gibi Gençler zor bulunur ama sayenizde sayılar artacak,dua ve ümit ediyorum.
Merhaba
Sizi bu ekrandan da okumak ne hoş.
Biraz gecikmiş olabilirim.
Fakat yine de burada olmak memnuniyet verici.
selam ve dual ile…
Mayıs 11th, 2008 at 17:32( YAYINLANMASI İSTEĞİYLE, SELAMLAR )
Mayıs 24th, 2008 at 07:15Er Ramazan’ı Kurtarmak!
İpsala’nın dere köyünde, çığlık çığlığa dünyaya gelen gül kokulu yavruya, Silistre gazisi dedesinin adını vermişler. Gürbüz çocuk, kırlarda koşuyor, yorulunca da terli bedenini Meriç’in serin sularına bırakıyormuş.
Bir vakit sonra, tarlada çalışmaktan eli nasır bağlamış; yedisine basınca siyah önlüğünü giymiş, kolalı yakalığı, ütülü mendili; kendinden ağır sırt çantasıyla okulun yolunu tutmuştu.
Sıradışı davranıyor; soruyor, soruyor… Öğretmeni, yasaksavar cevaplar veriyor; lakin, kuşkularını artırmaktan, içindeki yangını körüklemekten öteye gitmiyormuş. “Tarladan kabzımala verdiğimiz, pazarda üç katına çıkıyor; köyümüzün asfaltı yine gecikti, neden?”
Öğretmeni, soluğu Ramazan’ın evinde almış: “Bu çocuk başıma iş çıkaracak? Dayak yasak olmasa ben bilirim yapacağımı, neyse…!” Anası, okula her yollayışında, tatlı sert uyarıyor; lakin, nasihat kar etmiyormuş.
Beşi bir olup, bir çocuğu kıstıranlar, onu görünce tüyüyor; yakaladığının pestilini çıkarıyormuş. Amansız gücüyle, kimsesizlerin kimi, çaresizlerin çaresiymiş.
Akşam ajansı başlamayagörsün, kimseye rahat vermiyor; zincirleme sorular, yorgun argın eve düşen babayı canından bezdiriyormuş:
“Sakarya depreminde, Acil’in bayan doktoruna, ‘Bu halinle hastaneye giremezsin!” demişler… Dovcons endeksi, ülkeleri Büyük Beyaz Reis’e mahkum etmiş; neden? Okulda öğrendiği resmi tarihmiş, bir de gayriresmisi varmış. Niçin ‘giden gelmiyor’muş, ‘acep ne iş’miş?
Meriç’in, Ardahan’ın ötesine ne olmuş; Batum, Kremlin’e; On İki Adalar, Helen’e; Bağdat, Britanya’ya; ‘çevresi mübarek kılınmış şehir’, ‘peygamberlerini şehit eden kavme’… nasıl peşkeş çekilmiş? En çok Abdülhamit seviliyormuş, oralarda; bir daha da gelmemiş öylesi.
O, rayları Pay-i taht’tan Şam’a, oradan Kudüs’e, son durak Mekke’ye uzatırken nasıl da, asırlar ötesini gören bir vizyona sahipmiş? Sahi, Otuz Bir Mart, Perapalas’ta zil zurna demlenen pırpırlıların marifeti miymiş? Kızıl Sultan(!) orada mı mimlenmiş?
İsrail’i ilk, Cezayir’i en son tanıyan hariciye, kimin hesabına çalışıyormuş; Nahcivan kan ağlarken niye susma hakkını kullanmış? Milyonlarcası Firdevs’e uğurlanan Uygurlunun cellatlarına ‘devlet üstün hizmet ödülü’ vermek hangi değerle örtüşürmüş?
Kafkasya’da, sadece kendileri için değil, Anadolu için de vuruşan Şamil’in torunları, görüldükleri yerde gizli servise peşkeş çekilip, apar topar Sibirya’ya yollanacakmış; bu kararda da, anlı şanlı Turancıların parmağı varmış, neden?
Dedesinin kırk yıldır elinden bırakmadığı eski(meyen) yazıya ne olmuş; muhtar, ilçeye indiğinde bir yerlere uğrarmış da ser verip sır vermezmiş. Bir seferinde kaymakam, ahaliyi köy meydanına toplayıp, “Reyinizi bu adama verdiniz verdiniz; yoksa!”
On beşinde, babası elinden tutup, liseye yazdırmış. İlçeye ikinci gelişiymiş; ilkinde, ateşler içinde cayır cayır yanaken, ille de “Senet yaptır; yoksa bakmayız; ya da dilersen Sosyal Yardım’dan kağıt getir!” diyerek; kocaman adamı, manifaturacıdan, yalvar yakar beş yüz lira dilenmeye mahkum etmişler; bu da Ramazan’ın içine oturmuştu.
Köylüleriyle bir evde kalıyor; ilk günlerde canına tak diyen hasretlik, zamanla yerini rutin duygulara bırakıyormuş; eline ne geçerse okuyor, takvim yapraklarını su gibi içiyormuş.
“Bu kavga niye; yaratılışta eş, secdede kardeş yüzlerin toprağına fitne tohumunu kim ekti; hangi etik değer(!), seçmediği meziyetten dolayı ötekini köleleştirebilir? Renklerin ve dillerin üstünlüğü, şirk değil de nedir?
Benim istediğim kadar hürsün; biz üstünüz, siz teba; Çanakkale’de bizimle savaşmışsın, doğru; hatta, Malazgirt’te de ordunun yarısı senin; Hamidiye alayları da… hepsini al, senin olsun; biz artık, yepyeni bir ulusuz!
Taşnak, Posof’tan Midyat’a yakıp yıkar… taş üstünde taş, kelle üstünde baş komazken, mertçe canını siper eden de sendin; ama şartlar değişti, kusura kalma; biz yolumuza böyle devam edeceğiz; işine gelirse…!” aymazlığı hangi izmin çöplüğünden çıkmış?”
Ramazan, okulunun gözdesiymiş; akranları, nerde bir eğlence koşup dururken; o, gözleri kan çanağına dönmüş halde, elindeki “Yalan Söyleyen Tarih Utansın!”la uyuyakalırmış. “Uluslarası İlişkiler okuyacağım; Telaviv’in ipliğini pazara çıkaracağım!” diye ahdetmiş.
Çözüm, özgüven, cesaret, ilim, ahlak… onda toplanmış; ‘Bütün kitapların bir tek Kitap’ı anlamak için yazıldığı’ engin bir limana demir atmış.
Acı haber tez zamanda yayılmış, Üsküp Şairi’nin:
“Hiç bitmeyecek bir zevk verirken beste / Bir tel kopar, ahenk ebediyyen kesilir!” dizeleri sanki onun için yazılmıştı. Artık, evin direğiydi Ramazan. Babasının yokluğunu hissettirmeyecek, çalışıp sabır yumağı anasına, iki de karındaşına bakacaktı.
“Olsun, ben de ilçeye reis olurum; bu da bir şeref; hem sonra, ‘halka hizmet, Hakk’a hizmet’ olduktan sonra!” diye kendini avutuyordu. Nice sonra nişanladılar onu. Hayatın yükünü, iyiden iyiye omuzlarında hissediyor, birkaç yıl sonrasının hesabını yapıyordu.
Teskere dönüşü İpsala’da gazete çıkaracak, nerde bir hak ihlali varsa tepesine binecek, “Haksız, haklıya, hakkını verene kadar benim yanımda zayıf; haklı, haksızdan hakkını alana dek benim yanımda güçlü!” Ömer buyruğunu burçlara dikecek, zor gün dostu olacaktı.
Gün oldu; eline kına yakıldı. Bir daha da haber alınamadı.
Tarık Sezai KARATEPE
(Yayımla derken nerede yayımlamam gerektiğini anlamadığım için yazınızı eklediğiniz yerde yayımlıyorum)
Merhaba sevgili Sami..
Mimari yarışmaları araştırırken ziyaret etmiş bulundum siteni.Mimar ve yazar bir arkadaşın sitesinde olduğumu anlayınca daha da merakla inceleme gereği duydum siteni.
Tebrik ederim çok hoş buldum çalışmlarını.
Spiker,Mimar Selman
Hoş KAL
Temmuz 16th, 2008 at 09:55s.a sami siten çok güzel olmuş.. deden ve baban gibi muhterem insanların yüzlerini güldüren ağartan bi evlat ve çalışkan (bu devirde zor bulunuyor) bir delikanlısın gayretini çalışkanlığını tebrik ederim..allah utandırmasın..başarılarının devamı diliyorum..kolay gelsin.
Ağustos 6th, 2008 at 15:05merhaba,
Ağustos 20th, 2008 at 15:14güzel bir site emeginize saglık.
http://www.bayrampasaportal.com http://www.madyo.net
selamun aleykum.. bazı konularda yardıma ihtiyacım var. yardımcı olursanız memnun olurum.bana ulaşırsanız sevinirim.hayrlı günler
Kasım 16th, 2008 at 16:18sitene girdim kardeşim bi selam vereyim dedim
Nisan 16th, 2009 at 16:26Merhaba Sami Bey, Ben Gudul’de ziyaret ettiginiz Annem Ayse Ersoy’un ingiltere’deki en kucuk kiziyim. Bugun isvecte’yim is geregi ve emaillerime bakarken istanbul’daki bir arkadasim annemden bahsettiginiz link’i bana yolladi. O kadar sevindim ki anlatamam. Annem bana bahsetmisti sizleri evde konus ettiginden ve hatta ben buralardan da edindigimiz bireysellikle nasil o kadar insani sigdirdin eve, yorulmussundur falan demistim. Cok mutlu idi ve hatta sizin bir cok resim cektiginizi ve mektupla yollayacaginizi soyledi. Tabi annemin internet imkani olmadigi icin hala mektup bekler ve cok sevinir gelen mektuplara.
Tekrar tesekkur ederim ilginizi yazinizda belirttiginiz icinm eger baski resmi yollamak isterseniz mektupla, Ayse Ersoy, Yukari Mahalle Albayrak sokak Gudul diye yollayin gider,
Sevgiler ve calismalarinizda basarilar, Ayse Ersoy
Mayıs 13th, 2009 at 15:43googoosh sever misin ?
Temmuz 1st, 2009 at 16:58başarılara devam biiznillah
Ağustos 2nd, 2009 at 20:37Sami Yaylanı’nın güzel sitesi… Tebrikler, dua niyazı ile…Mea’s-selâmeh…
Ağustos 9th, 2009 at 09:41Hoşgeldiniz dostlarım, yine beklerim inşallah.
Ağustos 9th, 2009 at 09:56seLam siteniz cok güzeL oLmus başarınızın devamını dilerim
Ağustos 28th, 2009 at 16:42selamünaleyküm sami abi yazılarını okuyorum ve çok beğeniyorum Allah razı olsun yanlız senden bi isteğim var abi ben kahramanmaraşlıyım ve genç dergimizin çalışmalarını kahramanmaaş ta da görmek istiyorum neden genel de konya istanbul veya metropoller sütçü imamın torunlarını unutmayın biz sizleri seviyoruz siz den güzel şehrimiz için etkinlik açılımı bekliyoruz inşallah dikkate alırsınız selam ve dua ile Allah yar yardımcınız olsun
Ocak 30th, 2010 at 00:24Samicim merhaba,
Buzz sağolsun, sitenden haberim oldu, normalde bloglara yazmayı sevmem, kıymetini bil
Hayırlı olsun, Allah muvaffak etsin, yardımcın olsun..
Dua ve muhabbet ile..
Bu arada reklam yapabilir miyim
http://www.sermimar.net
Şubat 20th, 2010 at 11:55http://haber.sermimar.net
http://kariyer.sermimar.net