<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><!-- generator="wordpress/2.3.2" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>
<channel>
	<title>Ziyaretçi Defteri yazısına yapılan yorumlar</title>
	<link>http://samiyaylali.com</link>
	<description>Bir başka WordPress blogu.</description>
	<pubDate>Thu, 28 Aug 2008 00:30:18 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.3.2</generator>
		<item>
		<title>www.bayrampasaportal.com tarafından</title>
		<link>http://samiyaylali.com/ziyaretci-defteri/#comment-163</link>
		<dc:creator>www.bayrampasaportal.com</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 20 Aug 2008 13:14:27 +0000</pubDate>
		<guid>http://samiyaylali.com/ziyaretci-defteri/#comment-163</guid>
		<description>merhaba,
güzel bir site emeginize saglık.
www.bayrampasaportal.com www.madyo.net</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>merhaba,<br />
güzel bir site emeginize saglık.<br />
<a href="http://www.bayrampasaportal.com" rel="nofollow">http://www.bayrampasaportal.com</a> <a href="http://www.madyo.net" rel="nofollow">http://www.madyo.net</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>macit tarafından</title>
		<link>http://samiyaylali.com/ziyaretci-defteri/#comment-157</link>
		<dc:creator>macit</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Aug 2008 13:05:28 +0000</pubDate>
		<guid>http://samiyaylali.com/ziyaretci-defteri/#comment-157</guid>
		<description>s.a sami siten çok güzel olmuş.. deden ve baban gibi muhterem insanların yüzlerini güldüren ağartan bi evlat ve çalışkan (bu devirde zor bulunuyor) bir delikanlısın gayretini çalışkanlığını tebrik ederim..allah utandırmasın..başarılarının devamı diliyorum..kolay gelsin.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>s.a sami siten çok güzel olmuş.. deden ve baban gibi muhterem insanların yüzlerini güldüren ağartan bi evlat ve çalışkan (bu devirde zor bulunuyor) bir delikanlısın gayretini çalışkanlığını tebrik ederim..allah utandırmasın..başarılarının devamı diliyorum..kolay gelsin.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Selman tarafından</title>
		<link>http://samiyaylali.com/ziyaretci-defteri/#comment-141</link>
		<dc:creator>Selman</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 16 Jul 2008 07:55:13 +0000</pubDate>
		<guid>http://samiyaylali.com/ziyaretci-defteri/#comment-141</guid>
		<description>Merhaba sevgili Sami.. 

Mimari yarışmaları araştırırken ziyaret etmiş bulundum siteni.Mimar ve yazar bir arkadaşın sitesinde olduğumu anlayınca daha da merakla inceleme gereği duydum siteni.

Tebrik ederim çok hoş buldum çalışmlarını.

Spiker,Mimar Selman 

Hoş KAL</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba sevgili Sami.. </p>
<p>Mimari yarışmaları araştırırken ziyaret etmiş bulundum siteni.Mimar ve yazar bir arkadaşın sitesinde olduğumu anlayınca daha da merakla inceleme gereği duydum siteni.</p>
<p>Tebrik ederim çok hoş buldum çalışmlarını.</p>
<p>Spiker,Mimar Selman </p>
<p>Hoş KAL</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>tarık sezai karatepe tarafından</title>
		<link>http://samiyaylali.com/ziyaretci-defteri/#comment-99</link>
		<dc:creator>tarık sezai karatepe</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 May 2008 05:15:42 +0000</pubDate>
		<guid>http://samiyaylali.com/ziyaretci-defteri/#comment-99</guid>
		<description>( YAYINLANMASI İSTEĞİYLE, SELAMLAR )
Er Ramazan’ı Kurtarmak!
İpsala’nın dere köyünde, çığlık çığlığa dünyaya gelen gül kokulu yavruya, Silistre gazisi dedesinin adını vermişler. Gürbüz çocuk, kırlarda koşuyor, yorulunca da terli bedenini Meriç’in serin sularına bırakıyormuş. 
Bir vakit sonra, tarlada çalışmaktan eli nasır bağlamış; yedisine basınca siyah önlüğünü giymiş, kolalı yakalığı, ütülü mendili; kendinden ağır sırt çantasıyla okulun yolunu tutmuştu.
Sıradışı davranıyor; soruyor, soruyor…  Öğretmeni, yasaksavar cevaplar veriyor; lakin, kuşkularını artırmaktan, içindeki yangını körüklemekten öteye gitmiyormuş. “Tarladan kabzımala verdiğimiz, pazarda üç katına çıkıyor; köyümüzün asfaltı yine gecikti, neden?”
Öğretmeni, soluğu Ramazan’ın evinde almış: “Bu çocuk başıma iş çıkaracak? Dayak yasak olmasa ben bilirim yapacağımı, neyse…!” Anası, okula her yollayışında, tatlı sert uyarıyor; lakin, nasihat kar etmiyormuş.
Beşi bir olup, bir çocuğu kıstıranlar, onu görünce tüyüyor; yakaladığının pestilini çıkarıyormuş. Amansız gücüyle, kimsesizlerin kimi, çaresizlerin çaresiymiş.
Akşam ajansı başlamayagörsün, kimseye rahat vermiyor; zincirleme sorular, yorgun argın eve düşen babayı canından bezdiriyormuş:
“Sakarya depreminde, Acil’in bayan doktoruna, ‘Bu halinle hastaneye giremezsin!” demişler… Dovcons endeksi, ülkeleri Büyük Beyaz Reis’e mahkum etmiş; neden? Okulda öğrendiği resmi tarihmiş, bir de gayriresmisi varmış. Niçin ‘giden gelmiyor’muş, ‘acep ne iş’miş?
Meriç’in, Ardahan’ın ötesine ne olmuş; Batum, Kremlin’e; On İki Adalar, Helen’e; Bağdat, Britanya’ya; ‘çevresi mübarek kılınmış şehir’, ‘peygamberlerini şehit eden kavme’…  nasıl peşkeş çekilmiş? En çok Abdülhamit seviliyormuş, oralarda; bir daha da gelmemiş öylesi.
O, rayları Pay-i taht’tan Şam’a, oradan Kudüs’e, son durak Mekke’ye uzatırken nasıl da, asırlar ötesini gören bir vizyona sahipmiş? Sahi, Otuz Bir Mart, Perapalas’ta zil zurna demlenen pırpırlıların marifeti miymiş? Kızıl Sultan(!) orada mı mimlenmiş?
İsrail’i ilk, Cezayir’i en son tanıyan hariciye, kimin hesabına çalışıyormuş; Nahcivan kan ağlarken niye susma hakkını kullanmış? Milyonlarcası Firdevs’e uğurlanan Uygurlunun cellatlarına ‘devlet üstün hizmet ödülü’ vermek hangi değerle örtüşürmüş?
Kafkasya’da, sadece kendileri için değil, Anadolu için de vuruşan Şamil’in torunları, görüldükleri yerde gizli servise peşkeş çekilip, apar topar Sibirya’ya yollanacakmış; bu kararda da, anlı şanlı Turancıların parmağı varmış, neden?
Dedesinin kırk yıldır elinden bırakmadığı eski(meyen) yazıya ne olmuş; muhtar, ilçeye indiğinde bir yerlere uğrarmış da ser verip sır vermezmiş. Bir seferinde kaymakam, ahaliyi köy meydanına toplayıp, “Reyinizi bu adama verdiniz verdiniz; yoksa!” 
On beşinde, babası elinden tutup, liseye yazdırmış. İlçeye ikinci gelişiymiş; ilkinde, ateşler içinde cayır cayır yanaken, ille de “Senet yaptır; yoksa bakmayız; ya da dilersen Sosyal Yardım’dan kağıt getir!” diyerek; kocaman adamı, manifaturacıdan, yalvar yakar beş yüz lira dilenmeye mahkum etmişler; bu da Ramazan’ın içine oturmuştu.
Köylüleriyle bir evde kalıyor; ilk günlerde canına tak diyen hasretlik, zamanla yerini rutin duygulara bırakıyormuş; eline ne geçerse okuyor, takvim yapraklarını su gibi içiyormuş. 
“Bu kavga niye; yaratılışta eş, secdede kardeş yüzlerin toprağına fitne tohumunu kim ekti; hangi etik değer(!), seçmediği meziyetten dolayı ötekini köleleştirebilir? Renklerin ve dillerin üstünlüğü, şirk değil de nedir?
Benim istediğim kadar hürsün; biz üstünüz, siz teba; Çanakkale’de bizimle savaşmışsın, doğru; hatta, Malazgirt’te de ordunun yarısı senin; Hamidiye alayları da… hepsini al, senin olsun; biz artık, yepyeni bir ulusuz!
Taşnak, Posof’tan Midyat’a yakıp yıkar… taş üstünde taş, kelle üstünde baş komazken, mertçe canını siper eden de sendin; ama şartlar değişti, kusura kalma; biz yolumuza böyle devam edeceğiz; işine gelirse…!” aymazlığı hangi izmin çöplüğünden çıkmış?”
Ramazan, okulunun gözdesiymiş; akranları, nerde bir eğlence koşup dururken;  o, gözleri kan çanağına dönmüş halde, elindeki “Yalan Söyleyen Tarih Utansın!”la uyuyakalırmış. “Uluslarası İlişkiler okuyacağım; Telaviv’in ipliğini pazara çıkaracağım!” diye ahdetmiş.
Çözüm, özgüven, cesaret, ilim, ahlak… onda toplanmış; ‘Bütün kitapların bir tek Kitap’ı anlamak için yazıldığı’ engin bir limana demir atmış. 
Acı haber tez zamanda yayılmış, Üsküp Şairi’nin:
“Hiç bitmeyecek bir zevk verirken beste / Bir tel kopar, ahenk ebediyyen kesilir!” dizeleri sanki onun için yazılmıştı. Artık, evin direğiydi Ramazan. Babasının yokluğunu hissettirmeyecek, çalışıp sabır yumağı anasına, iki de karındaşına bakacaktı. 
“Olsun, ben de ilçeye reis olurum; bu da bir şeref; hem sonra, ‘halka hizmet, Hakk’a hizmet’ olduktan sonra!” diye kendini avutuyordu. Nice sonra nişanladılar onu.  Hayatın yükünü, iyiden iyiye omuzlarında hissediyor, birkaç yıl sonrasının hesabını yapıyordu.
Teskere dönüşü İpsala’da gazete çıkaracak, nerde bir hak ihlali varsa tepesine binecek, “Haksız, haklıya, hakkını verene kadar benim yanımda zayıf; haklı, haksızdan hakkını alana dek benim yanımda güçlü!” Ömer buyruğunu burçlara dikecek, zor gün dostu olacaktı.
Gün oldu; eline kına yakıldı. Bir daha da haber alınamadı. 
Tarık Sezai KARATEPE
(Yayımla derken nerede yayımlamam gerektiğini anlamadığım için yazınızı eklediğiniz yerde yayımlıyorum)</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>( YAYINLANMASI İSTEĞİYLE, SELAMLAR )<br />
Er Ramazan’ı Kurtarmak!<br />
İpsala’nın dere köyünde, çığlık çığlığa dünyaya gelen gül kokulu yavruya, Silistre gazisi dedesinin adını vermişler. Gürbüz çocuk, kırlarda koşuyor, yorulunca da terli bedenini Meriç’in serin sularına bırakıyormuş.<br />
Bir vakit sonra, tarlada çalışmaktan eli nasır bağlamış; yedisine basınca siyah önlüğünü giymiş, kolalı yakalığı, ütülü mendili; kendinden ağır sırt çantasıyla okulun yolunu tutmuştu.<br />
Sıradışı davranıyor; soruyor, soruyor…  Öğretmeni, yasaksavar cevaplar veriyor; lakin, kuşkularını artırmaktan, içindeki yangını körüklemekten öteye gitmiyormuş. “Tarladan kabzımala verdiğimiz, pazarda üç katına çıkıyor; köyümüzün asfaltı yine gecikti, neden?”<br />
Öğretmeni, soluğu Ramazan’ın evinde almış: “Bu çocuk başıma iş çıkaracak? Dayak yasak olmasa ben bilirim yapacağımı, neyse…!” Anası, okula her yollayışında, tatlı sert uyarıyor; lakin, nasihat kar etmiyormuş.<br />
Beşi bir olup, bir çocuğu kıstıranlar, onu görünce tüyüyor; yakaladığının pestilini çıkarıyormuş. Amansız gücüyle, kimsesizlerin kimi, çaresizlerin çaresiymiş.<br />
Akşam ajansı başlamayagörsün, kimseye rahat vermiyor; zincirleme sorular, yorgun argın eve düşen babayı canından bezdiriyormuş:<br />
“Sakarya depreminde, Acil’in bayan doktoruna, ‘Bu halinle hastaneye giremezsin!” demişler… Dovcons endeksi, ülkeleri Büyük Beyaz Reis’e mahkum etmiş; neden? Okulda öğrendiği resmi tarihmiş, bir de gayriresmisi varmış. Niçin ‘giden gelmiyor’muş, ‘acep ne iş’miş?<br />
Meriç’in, Ardahan’ın ötesine ne olmuş; Batum, Kremlin’e; On İki Adalar, Helen’e; Bağdat, Britanya’ya; ‘çevresi mübarek kılınmış şehir’, ‘peygamberlerini şehit eden kavme’…  nasıl peşkeş çekilmiş? En çok Abdülhamit seviliyormuş, oralarda; bir daha da gelmemiş öylesi.<br />
O, rayları Pay-i taht’tan Şam’a, oradan Kudüs’e, son durak Mekke’ye uzatırken nasıl da, asırlar ötesini gören bir vizyona sahipmiş? Sahi, Otuz Bir Mart, Perapalas’ta zil zurna demlenen pırpırlıların marifeti miymiş? Kızıl Sultan(!) orada mı mimlenmiş?<br />
İsrail’i ilk, Cezayir’i en son tanıyan hariciye, kimin hesabına çalışıyormuş; Nahcivan kan ağlarken niye susma hakkını kullanmış? Milyonlarcası Firdevs’e uğurlanan Uygurlunun cellatlarına ‘devlet üstün hizmet ödülü’ vermek hangi değerle örtüşürmüş?<br />
Kafkasya’da, sadece kendileri için değil, Anadolu için de vuruşan Şamil’in torunları, görüldükleri yerde gizli servise peşkeş çekilip, apar topar Sibirya’ya yollanacakmış; bu kararda da, anlı şanlı Turancıların parmağı varmış, neden?<br />
Dedesinin kırk yıldır elinden bırakmadığı eski(meyen) yazıya ne olmuş; muhtar, ilçeye indiğinde bir yerlere uğrarmış da ser verip sır vermezmiş. Bir seferinde kaymakam, ahaliyi köy meydanına toplayıp, “Reyinizi bu adama verdiniz verdiniz; yoksa!”<br />
On beşinde, babası elinden tutup, liseye yazdırmış. İlçeye ikinci gelişiymiş; ilkinde, ateşler içinde cayır cayır yanaken, ille de “Senet yaptır; yoksa bakmayız; ya da dilersen Sosyal Yardım’dan kağıt getir!” diyerek; kocaman adamı, manifaturacıdan, yalvar yakar beş yüz lira dilenmeye mahkum etmişler; bu da Ramazan’ın içine oturmuştu.<br />
Köylüleriyle bir evde kalıyor; ilk günlerde canına tak diyen hasretlik, zamanla yerini rutin duygulara bırakıyormuş; eline ne geçerse okuyor, takvim yapraklarını su gibi içiyormuş.<br />
“Bu kavga niye; yaratılışta eş, secdede kardeş yüzlerin toprağına fitne tohumunu kim ekti; hangi etik değer(!), seçmediği meziyetten dolayı ötekini köleleştirebilir? Renklerin ve dillerin üstünlüğü, şirk değil de nedir?<br />
Benim istediğim kadar hürsün; biz üstünüz, siz teba; Çanakkale’de bizimle savaşmışsın, doğru; hatta, Malazgirt’te de ordunun yarısı senin; Hamidiye alayları da… hepsini al, senin olsun; biz artık, yepyeni bir ulusuz!<br />
Taşnak, Posof’tan Midyat’a yakıp yıkar… taş üstünde taş, kelle üstünde baş komazken, mertçe canını siper eden de sendin; ama şartlar değişti, kusura kalma; biz yolumuza böyle devam edeceğiz; işine gelirse…!” aymazlığı hangi izmin çöplüğünden çıkmış?”<br />
Ramazan, okulunun gözdesiymiş; akranları, nerde bir eğlence koşup dururken;  o, gözleri kan çanağına dönmüş halde, elindeki “Yalan Söyleyen Tarih Utansın!”la uyuyakalırmış. “Uluslarası İlişkiler okuyacağım; Telaviv’in ipliğini pazara çıkaracağım!” diye ahdetmiş.<br />
Çözüm, özgüven, cesaret, ilim, ahlak… onda toplanmış; ‘Bütün kitapların bir tek Kitap’ı anlamak için yazıldığı’ engin bir limana demir atmış.<br />
Acı haber tez zamanda yayılmış, Üsküp Şairi’nin:<br />
“Hiç bitmeyecek bir zevk verirken beste / Bir tel kopar, ahenk ebediyyen kesilir!” dizeleri sanki onun için yazılmıştı. Artık, evin direğiydi Ramazan. Babasının yokluğunu hissettirmeyecek, çalışıp sabır yumağı anasına, iki de karındaşına bakacaktı.<br />
“Olsun, ben de ilçeye reis olurum; bu da bir şeref; hem sonra, ‘halka hizmet, Hakk’a hizmet’ olduktan sonra!” diye kendini avutuyordu. Nice sonra nişanladılar onu.  Hayatın yükünü, iyiden iyiye omuzlarında hissediyor, birkaç yıl sonrasının hesabını yapıyordu.<br />
Teskere dönüşü İpsala’da gazete çıkaracak, nerde bir hak ihlali varsa tepesine binecek, “Haksız, haklıya, hakkını verene kadar benim yanımda zayıf; haklı, haksızdan hakkını alana dek benim yanımda güçlü!” Ömer buyruğunu burçlara dikecek, zor gün dostu olacaktı.<br />
Gün oldu; eline kına yakıldı. Bir daha da haber alınamadı.<br />
Tarık Sezai KARATEPE<br />
(Yayımla derken nerede yayımlamam gerektiğini anlamadığım için yazınızı eklediğiniz yerde yayımlıyorum)</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Muhammet Maşuk tarafından</title>
		<link>http://samiyaylali.com/ziyaretci-defteri/#comment-96</link>
		<dc:creator>Muhammet Maşuk</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 May 2008 15:32:41 +0000</pubDate>
		<guid>http://samiyaylali.com/ziyaretci-defteri/#comment-96</guid>
		<description>Merhaba

Sizi bu ekrandan da okumak ne hoş.

Biraz gecikmiş olabilirim.

Fakat yine de burada olmak memnuniyet verici.

selam ve dual ile...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhaba</p>
<p>Sizi bu ekrandan da okumak ne hoş.</p>
<p>Biraz gecikmiş olabilirim.</p>
<p>Fakat yine de burada olmak memnuniyet verici.</p>
<p>selam ve dual ile&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>ruhkardeşliği tarafından</title>
		<link>http://samiyaylali.com/ziyaretci-defteri/#comment-94</link>
		<dc:creator>ruhkardeşliği</dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 May 2008 07:46:37 +0000</pubDate>
		<guid>http://samiyaylali.com/ziyaretci-defteri/#comment-94</guid>
		<description>hisler ulvî olunca yazıya dökülenler de öyle oluyor.Allah(c.c) nazardan saklasın." Çocuklarınızı kendi yaşadığınız çağa göre değil; onların yaşayacağı çağa göre yetiştirin" Hz.Ali.Bu sözden yola çıkarak öncelikle anne-babanızdan Allah razı olsun derim.
Sizin gibi Gençler zor bulunur ama sayenizde sayılar artacak,dua ve ümit ediyorum.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>hisler ulvî olunca yazıya dökülenler de öyle oluyor.Allah(c.c) nazardan saklasın.&#8221; Çocuklarınızı kendi yaşadığınız çağa göre değil; onların yaşayacağı çağa göre yetiştirin&#8221; Hz.Ali.Bu sözden yola çıkarak öncelikle anne-babanızdan Allah razı olsun derim.<br />
Sizin gibi Gençler zor bulunur ama sayenizde sayılar artacak,dua ve ümit ediyorum.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>selçuk küpçük tarafından</title>
		<link>http://samiyaylali.com/ziyaretci-defteri/#comment-89</link>
		<dc:creator>selçuk küpçük</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 11 Apr 2008 11:32:58 +0000</pubDate>
		<guid>http://samiyaylali.com/ziyaretci-defteri/#comment-89</guid>
		<description>sevgili sami yaylalı. merhaba.
yeni siten için kutluyorum seni...
tasarım ve içeriği beğendim.
umarım sen de iyidirsin.
Allah yar ve yardımcın olsun..

muhabbet ile..

selçuk küpçük</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>sevgili sami yaylalı. merhaba.<br />
yeni siten için kutluyorum seni&#8230;<br />
tasarım ve içeriği beğendim.<br />
umarım sen de iyidirsin.<br />
Allah yar ve yardımcın olsun..</p>
<p>muhabbet ile..</p>
<p>selçuk küpçük</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>senfoni tarafından</title>
		<link>http://samiyaylali.com/ziyaretci-defteri/#comment-40</link>
		<dc:creator>senfoni</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 Mar 2008 20:09:45 +0000</pubDate>
		<guid>http://samiyaylali.com/ziyaretci-defteri/#comment-40</guid>
		<description>hayırlı olsun sevgili kardeşim...çok güzel olmuş...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>hayırlı olsun sevgili kardeşim&#8230;çok güzel olmuş&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>rabia tarafından</title>
		<link>http://samiyaylali.com/ziyaretci-defteri/#comment-4</link>
		<dc:creator>rabia</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 08 Mar 2008 20:30:08 +0000</pubDate>
		<guid>http://samiyaylali.com/ziyaretci-defteri/#comment-4</guid>
		<description>Öncelikle s.a genç dergisine daha bu sene abone oldum. Ama daha önceden olmadığıma pişmanım.Bu dergileri bizlere ulaştıran bizler için yazan herkesin Allah yardımcısı olsun.[bu arada Osman Nuri Topbaş hocamızında düşüncelerinede yer verdiğiniz için teşekkür ederim.Çok sevindim.]</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle s.a genç dergisine daha bu sene abone oldum. Ama daha önceden olmadığıma pişmanım.Bu dergileri bizlere ulaştıran bizler için yazan herkesin Allah yardımcısı olsun.[bu arada Osman Nuri Topbaş hocamızında düşüncelerinede yer verdiğiniz için teşekkür ederim.Çok sevindim.]</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>
